Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

31 Ocak 2016 Pazar

KOLLEKTİF BRUNCH!



Kalbe dokunan şeylerle taşak geçen herkesin
Nuri Alço girsin rüyasına gazozlara gelsinler!
şu saatte sesimin ulaştığı herkes yalnız muhtemelen
bırakın kumandaları sokulun yamacıma
huzurunuzda eski bir sırrı ifşa edeceğim!

Abdurrahman Paşa Lisesinden mezun olduysan eğer
yıllık bırançlara katılmazsın da
uzaktan şiirler yazarsın (post-modern newton yasası)
söylediğin bela olur söyleyemediğin dert
derdi sevdiğim bir kadın evli şimdi üç çocuklu
Abdurrahman Paşa Lisesinde bıranç mıranç yok aslında
uyduruyoruz aslında kendimize gençlik uyduruyoruz
çocukluk uyduruyoruz kahveye gitmeyen baba uyduruyoruz
ağlamayan anne uyduruyoruz ne giyse yakışan bizli fotoğraflar
saçmayız lan aslında hepsi uyuyamadığımızdan
uyuyanlar uyusun
uyuyamayanlar kollektif bir bıranç tertip etsin yarına
katılmazsam şerefsizim!

12 Aralık 2015 Cumartesi

TESİRSİZ PARÇALAR 338-340..

338.
Dünya ayıp etme şampiyonası olsa altın madalyayı götüme takarlar. Valla bak. Tam şu an ağlama öncesi sümüğümü yatak tişörtümün iç-boğaz kısmına siliyorum. İnsanlar değişik zamanlarda, değişik yerlerde, ne içtiklerine ve ne amaçladıklarına bağlı olarak enteresan yalanlar söyleyebilirler. Ben de söylerim duruma göre, .mına bile korum. Biri hariç. Çünkü meleklere yalan söylenmez. Öyle değil mi Jehan?
Ayıp etme mütehassısı gibi bir şey oldum. Yazmak kolay da bunu, siktir etmek zor. Özürle falan gelinmez de üstesinden... Kırmızı Tuborg'la duş alsam halledebilir miyiz ki? Keşke akil adam olmasaydı da Orhan baba ona akıtsaydım zehrimi!
Yatak tişörtünün iç-boğaz kısmına silinen sümüklerin samimiyeti sorgulanmaz. Ve yatmadan önce içilen son sigaranın marjinal faydası... Götüm götüm ettiğim lafları siktir edin de isterseniz, sümüğün, gözyaşının ve son sigaramın masumiyetine inanın. Yoruldum lan ben. Cidden!


339.
Yazmaya ne zaman başladım? Yazmaya nasıl başladım? Birbirinden sikik iki soru! Ve ikisinin de cevabı aynı. Yazayım dedim çünkü başka hiçbir şeyi beceremiyordum ve bu salaklık kayıtlara geçmeliydi. Herhangi bir şeyde (hiç abartmıyorum herhangi bir şeyde; futbolda, derslerde, kız tavlamada, yüzmede, balık tutmada, hayırlı evlat olmada, at tımarlamada, ebesinin damında!!) ortalamaya yakın başarılı olabilseydim muazzam bir iç huzuruyla tek satır bile yazmadan yaşar giderdim. Ama olmadı. Baktım ki becerebildiğim bir halt yok, bari dedim neden ve nasıl beceremediğimi anlatayım. Öyle öyle başladım yazmaya. Pek çok kişinin melankoli dediği, bunalım dediği zımbırtıların hikaye-i esası budur işte. Okuyup sevdiğim bütün büyük yazarlar ya yaptıklarını ya da yapmak istediklerini yazdı hep. Ben fakirse, üstesinden gelemediklerimi, yapmak isteyip de yapamadıklarımı. Kader...


340.
Altı kişilik bir masa etrafı intihar timi
standart ruh törpüsü
geniş aile korosu
anne sarmasının bitişiyle doğan boşluğu
doldururken ev baklavası
kahkahalar arasına sızar tek bir düşünce
bir benzeri değil hayır
hayır hayır bir benzeri değil
öldürecekse insanı
kendisi öldürmeli
!

2 Ekim 2015 Cuma

ANLADIM KADER BU SEHER

olgun bir şiir gibi kararlı
ve çok özür dileyerek telaşla
sahipsiz, kimsesiz bir çelişkiyle konuşuyorum tamam da
tanırsın beni razı olduğumdan değil
şey dediğimden
kader..


düşünsene diyeceğim kulakların ağrıyacak
en azından hayal et niye böyle olduk Seher
bak bu sefer çok üzgünüm öncekilere benzemiyor
tezgahı dağıtılmış üzgün bir işportacı
elbette hem devlete hem zabıtaya küfreder
kader deyip durma Seher
biliyorum ben de
kader..

ağla, bağır, saçmala izah etme ikna et
bana yalan söyle seher bronşlarım ağrıyor
bak bu sefer ciddiyim ölü atlar görüyorum
bence beni sakinleştir iyi değilim Seher
bırak ev oturmasını park gezmelerini bırak
-bak burası çok mühim parkları bana bırak!-
salarım yoksa kuşları bir başımıza kalırız
alyuvarlarım ağrıyor n'olur insaf et Seher..

beni herkes yanlış anlıyor sen bari yapma Seher
kederli bir mülteciyim demiştim sana hatırla
yoksa ithamla merhamet aynı mı senin katında
merhamet et merhamet et merhamet et merhamet
senden önce çok dolandım bütün avlular şahit
sonra sana sığındım büktüm boynumu kapında
konuşturma beni Seher daha fazla konuşturma
Sus ve anla dur ve anla al beni sar ve kucakla..

Tesirsiz Parçalar 336-337..

336.

Gözlerinin akı kadar asil değilse de
bunlar da kendince beyaz
bir mevsim daha erteledik muhtemel sevişmeleri
olsun, belki gelecek yaz!
iç geçirmeleri bırak ben o işi hallediyorum
sen en iyisi sahildeki iri kanatlı kuşların
kanatlarının iç kısmına benim için mektuplar yaz..





337.

..
Bin yıl düşünsem bu kadar güzel tarif edemezdim yüzünü. Tarık abi bir cümlede benim yerime tarif edivermiş. "Biraz evvel ağlamış kadınların yüzü.."

Yüzlerimizi oluşturan organlar hepimizde aynıdır. Hepsi aynı yerde durur hep. Gözler, dudaklar, burun, kulaklar, çene... Ama ilahi dokunuştan mı ne, aynı şeyler, aynı yerde bambaşka şekillere girerler. O yüzden de aslında kimse kimseye benzemez. Özellikle kadınlar. İkiz olsalar bile...


"Bazı kadınların yüzü, ağır bir hikayenin yaşandığı sokaklar gibidir. Bir Metin Kaçan hikayesinin sokakları gibi darmadağın, acıtıcı, insanı nefessiz bırakan. Kalbiyle bakmayı bilen herkes, o sokakların her bir tarafına sinmiş keskin kokulu hüzünleri fark eder."

Ah be Tarık abi. Benim gözümle, benim beynimle, benim kalbimle mi gördün ki?

"Bazı kadınların yüzü, birazdan buralara yağmur yağacak yüzüdür. Bazı kadınların yüzü, bir kez olsun gerçekten gidenler, dönmek isteseler de dönemezler yüzüdür. Bazı kadınların yüzü, ben gitmek istesem de beni bırakma yüzüdür..."

Canımın içi Tarık abi. Bi denk gelsek de iki bardak çay içip senin yüzünü anlatsa bana. Çünkü ben senin yüzüne her baktığımda dilim lal, sesim içime kaçık, kelimelerim.manasız ve aptal. Yüzün... Ne güzel...


BEN GİDERİM

Ne güzeldin. Orada, ilk oturduğumuz yerde, bana baktığın pek çok zaman beni yerdeki parkelere bakarken yakalıyordun ya zaman zaman. Ben o anların hiçbirinde parkelere bakmıyordum da, öyle zannet istiyordum. Yoksa karşımda sen otururken sikeyim parkesini! Parke değildi mevzu, mevzu sana mevzunun parke olduğunu zannettirmekti. Bunu gerektiriyordu çünkü takıntılı bir ruh hastası olmak!

Biraz evvel ağlamış kadın yüzünde ittifak etmiştik Tarık abimle beraber. Bir yüz ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi çünkü. Ne zamana kadar? Yüz yüze gelene kadar. Sonrası komple mahçubiyet!

Bozulur muyum ben sana? Hayatta bozulmam ben sana. Ama daha çok bakarım parkelere. Aslında bakmam da, bakıyormuş gibi yaparım, sen de bozulma.. Yoksa nasıl kurulur dengeler?..

Her şeyden hevesimi aldım dediğim zamanlarımda hiç bilmediğim heveslere meylettim hattı zatında. Ayıplama da beni, mümkünse anla, mümkün değilse salla!

Soğudu gibi oldu havalar. Dikkat et kendine! Artistlik yapma, yürürken önünü kapa. Ve korkup gidersem bir gün. Sakın kızma. Kızma çünkü;


Çok durmam ben, duramam
bütün gece çorbacıları bilir
o yüzden
istasyon civarındadır hep
kiraladığım bütün evler

kalmak alışkanlık biraz
marifet biraz
biraz cesaret
bense ne alışığım
ne mahir
ne cesur
dönüp dolaşıp başladığım yere
döneceğimi bilsem de
kanadıkça giderim
kanattıkça giderim
devirdiğim otuz küsür yaş
başka bir şey de değil de
bunda usta etti işte


gitmeyi iyi bilirim
ister korkaklık de buna
ister yavşaklık
cevap bile veremem
giderim


Giderim ben
öyle öğrendim babamdan
beş çocuğun yükünden ve
annemin dırdırlarından
kaçıp kaçıp sığındığı
kahvehanenin eşiğinde
her boynumu büküp
"baba eve gidelim" dediğimde
ve
"sen git! gelirim ben!" lafını
her duyduğumda
içimden hep şey derdim
bir yere gitmeliyim
eve değil ama
nereye?
o zamanlar küçüktüm
hep eve dönerdim mecbur
sonra işte unuttum artık
ev
nere?

Velhasıl
ben giderim
gitme derdiyle büyüdüm
o yüzden gülüm
anlayamasan da
üzülme

12 Eylül 2015 Cumartesi

Tesirsiz Parçalar 334-335..

334.
"Fakir ve önemsiziz..." İnsanlar ikiye ayrılır. Fakir ve önemsiz olanlar ve zengin ve önemli olanlar... Fakir ve önemsiz olanlar gözyaşı döker, zengin ve önemli olanlar nasihat eder. Fakir ve önemsiz olanlar, yani bizler, birbirimizi yeriz, zengin ve önemli olanlar fildişi kulelerinde bizi seyreder. Toprağa yerleştiğimizden beri bütün hikaye budur. Bakın bugüne kadar çıkmış bütün savaşlara. İstisnasız hepsini zengin ve önemli insanlar çıkarmıştır ve istisnasız hepsinde fakir ve önemsiz insanlar ölmüştür. "Coğrafya kaderdir" der ya İbn-i Haldun, doğru ama eksik. Doğduğun coğrafyada hangi sınıfta doğduğun da kaderdir. Fakir ve önemsiziz, başıma her ne geliyorsa hepsinin nedeni bu!




335.

ÖYLE DEĞİL Mİ SİNEM SAL?
Bir vapura özenip yalpaladığım akşamlar
aklıma herhangi bir sinemsal dizesi gelir
içinden su geçen şehirlerde yaşayanlar
içinden su geçmeyen şehirlerde yaşayanlara
biraz küçümseyerek bakar hep
evi bozkırda olanlar bunu çok iyi bilir
o susuzluğun açtığı imkansız ihtiyacı
büyük büyük rakılarla gidermeye çalışırlar
olmaz ama hep eksiktir eksiktir hep hep eksik
oooo der sonra yukardan bir ses
'çok anarşist'
ve peşinden yok der biri
sağ bacağı kırık masadan
anarşist değil çok
şey
çok
çok acayip..

27 Ağustos 2015 Perşembe

Tesirsiz Parçalar 333..

333.

Her gelmenin gelmek demek olmadığını, haliyle de her gitmenin aslında gitmekten sayılmayacağını daha bebeyken öğrenmiştim. İlk annem gitmişti benden. İki yaşındayken abiydim çünkü ve kardeşimin ona benden daha çok ihtiyacı vardı. Tamam derdim çaresiz, sıramı beklerdim. Ama sıra hiç gelmezdi. Çünkü sıranın bana gelecek gibi olduğu zamanlarda bir sürü kardeşim daha oldu. Öyle öyle büyüdüm işte..

Anladım hep durumu ve ve hep hak verdim anneme. Ne kızdım ne sitem ettim. Bekledim yine de... Dizimi masanın köşesine çarptığımda, mahalledeki çocuklardan dayak yediğimde, babam ilk tokatı attığında... İçime içime ağladım hep. İçime içime ağladım ve bekledim. Annemi bekledim. Koşup gelseydi annem, sarılsaydı bana, yapıştırsaydı kafamı göğsüne, ortalığı ayağa kaldırırcasına ağlardım. Ama annem hiçbirinde gel-e-medi. Hep çok işi vardı çünkü! Öyle öyle, kimselere göstermeden, içime içime ağlamayı öğrendim.

Demem o ki, ben şimdi sana kalk gel demem. Beklerim hep ama gel demem. Diyemem. Çünkü öyle öğrendim. Canım çok yanıyor şu an. Eğer gelirsen, sarılırsan bana, yapıştırırsan kafamı göğsüne, ortalığı ayağa kaldırırcasına ağlarım. Ama gel demem. Diyemem. Öyle öğrendim çünkü. Öyle büyüdüm. Gelmezsen işi vardır derim. Çünkü biliyorum. Sevdiğim bütün kadınların hep, hep çok işi oldu çünkü. Bir şey demem o yüzden. Oturur beklerim. Gelirsen ne iyi edersin. Gelmezsen bir şey demem. Beklerim...