Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

20 Nisan 2014 Pazar

BONJOUR MORT

Normandiya Çıkartması'nda
Sahile
İlk adımı atan asker gibi
Atıyorum bir süredir
Adımlarımı
'Bonjour mort'* diye bağırıp
İçimden
Ölümün soluğuyla kutsayıp yaşamı
'Parc de Şirintepeden** 'Papa a la maison'a***
Sürüklüyor
Doğuştan karışık kafam
Ayaklarımı

'Dieu, tu me manques!'****















*Hoşgeldin ölüm
**Şirintepe parkı
***Baba evi
**** Tanrım ne çok özlüyorum

PES

Ruhumu ihbar ediyorum çiğnediğim çimenlere
Ve pes ediyorum peşinden, bıktım, oynamıyorum
Takıldığım yerine hayatın, siyah bir ayraç koyun
Sizden bana hayır yok, kuşlara gidiyorum..

KAFKA'NIN ODASINDA YALNIZ KALMAK İSTİYORUM

Yaralarımızı gösterdik birbirimize
Yaralarımızdan bahsettik birbirimizin
Sağ elim üç yerden kırılmıştı onu gösterdim
Bisikletten düşüp bacağını kırmış onu gösterdi
Polis kırmıştı alt dişimi onu gösterdim
Çok canını yakmış biri onu anlattı
Çok canımı yaktılar benim teferruata girmedim

Biz çok güzel acemşiran dinleyebilirmişiz beraber
Biz hiç beraber acemşiran dinlemedik fakat yazık
Olsun dünyanın bütün makamları bekleyebilir vakit var
Film izlerken uyuyabiliriz büyük balık küçük balık
Atlamadığımız şeyler de oldu tabi birbirimize sessizce sözler verdik
Ezanı en çok saba makamından sevdiğimizi fark ettik

Prag üzerine konuştuk mu bak onu hiç hatırlamıyorum
Kafka'nın odasında on dakika yalnız kalmakla ilgili
Çocukluğumdan kalma bir fantezim olduğunu söyledim mi hiç bilmiyorum
Söylemediysem bir ara muhakkak söylemeliyim
Bir şiirin bir şarkının bir konuşmanın bir bilmiyorum
Bir şeylerin bir yerlerine bunu mutlaka sokmalıyım
Sevgilim ben Kafka'nın öldüğü odada
On dakika da olsa yalnız kalmalıyım
Ayarlayabilir miyiz?

Acılarımızı unutabiliriz yaralarımızı kapatabiliriz
Yen alırız süpermarketten kırık dizin içinde kalabileceği
Yerlerden yer beğenir gideriz bir kararımıza bakar
Acemşiran dinleriz istememiz yeterli
Yüksek sesle Kafka okuruz ruhu şad olur abinin
Rakı masasının altında kedi besleriz istersen
Kedi diyorum bak şimdi düşün fedakarlığın boyutunu
Yeter ki ağlama sen yoksa ne yapacağımı şaşırırım
Yeter ki yalnız gitme beni de götür yalvarırım..

KUYU

Sen bana bakmıyorsun ben sana bakmıyorum ya
O sıra,
Birileri kova sallıyor ortamızdaki kuyuya
Kuyudur, her zaman Yusuf çıkmaz içinden
Faydalı ihtimaller çıkıyor bizim de bahtımıza
İhtimal ki bana baksan bir sürü şey düzelecek
İhtimal ki sana baksam boynuna sarılacağım
İhtimal, dize getireceğiz devleti ve anneni
İhtimal, kuyuya beton bile dökebiliriz
İki susuzuz suyu bulsak kana kana içebiliriz
Başkaları ne der demeden birbirimizi sevebiliriz..

8 Nisan 2014 Salı

N'olur Bunları Çabucak Geçmeyelim Sevgilim

Göremediğimde seni
uyuyayım diyorum
geniş zamanlı
geniş pencereli
geniş yataklı bir evde
belki gelir
dünyayı sığdırdığın yüreğine
beni de sığdırırsın diye

karınca ısırığı kadar
bir umut
vardıysa eğer
hiç kaybolmaması için
şehrin bütün yağmurları
bana yağsın istedim

ıskartadaki bir trenden
biraz anı ödünç alıp
gelsem sokağınızın başına
aldırmadan
üstümün başımın yaşına
misafir eder misin?

7 Nisan 2014 Pazartesi

HEMİNGWAY NE BİLSİN ÖZLEMEYİ

Sonra özlüyorsun işte. Onunla çok şey de yaşamış olsan, henüz neredeyse hiçbir şey yaşamamış da olsan, bir gün önce de görsen, hiç görmemiş de olsan, çörekleniyor içine o melun his. Tarifi zor. Hani anlatmaya üşeniyorum derim ya ben bazen. Aslında o gerçek bir üşenme değil. Ne kadar uğraşırsam uğraşayım anlatamayacağımı bildiğimden, kendi kendime uydurduğum bir savunma mekanizması sadece.

Lisede Hemingway okumuş ve büyülenmiştim. Yazdığı küçük hikayelerde en basit şeyleri bile, paragraflar boyunca, obsesifçe tarif etmesi, insanlara ve nesnelere olan bakış açımı şekillendirmişti resmen. Bazen yarım sayfa boyunca maviyi, denizi, elmayı, tadları, kokuları, bıkıp usanmadan, üzerine söylenecek tek bir söz bile kalmayana kadar tarif etmeye çalışması, betimleme sanatının zirvesiydi benim için. Ve farkında olmadan, Hemingway'i taklit etmeye başladım tesirsiz yazılar yazma serüvenimin başlarında. Herhangi bir şey üzerinde yeterince gözlem yapıp düşünürsem hiçbir boşluk bırakmaksızın, her hücresini anlatabilirim zannettiğim zamanlardı işte. Çok sonra fark ettim. Hemingway özlemeyi hiç tarif etmemişti! Neden acaba?

Özlemekle ilgili çok konuştum, yazdım, düşündüm. Nasıl olur da bir his, bir insanı aynı zamanda hem ağlatıp hem gülümsetip, hem içinde aptal toynaklı yaratıklar koşturup hem de uçsuz bucaksız siyah bir denizin ortasında zavallı bir yaprakmış gibi titretir diye çok kafa patlattım. Ama düşüncelerimin sonunu hiçbir zaman getiremedim.

Üşeniyorum derken kastettiğim tam olarak bu işte. Sonu asla gelmeyecek bir hissi kelimlerle anlatmaya çalışmaktan daha yorucu ne olabilir? Yoruluyorum demedim de ben, üşeniyorum dedim, hepsi bu..

Tesirsiz Parçalar 261.

261.

Uyumakla uyuyamamanın fark etmediği bir yer var. Gitmekle kalmanın aynı şey olduğu bir yer. Sadece istediğiniz sorulara cevap verebileceğiniz, sadece istediğiniz zaman konuşabileceğiniz, ellerinizin ve ayaklarınızın hep soğuk olduğu ama hiç üşümeyeceği bir yer var. Var.. Vardır. Olmalı.. Bu kadar saçmalığın başka açıklaması olamaz çünkü.