Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

8 Nisan 2014 Salı

N'olur Bunları Çabucak Geçmeyelim Sevgilim

Göremediğimde seni
uyuyayım diyorum
geniş zamanlı
geniş pencereli
geniş yataklı bir evde
belki gelir
dünyayı sığdırdığın yüreğine
beni de sığdırırsın diye

karınca ısırığı kadar
bir umut
vardıysa eğer
hiç kaybolmaması için
şehrin bütün yağmurları
bana yağsın istedim

ıskartadaki bir trenden
biraz anı ödünç alıp
gelsem sokağınızın başına
aldırmadan
üstümün başımın yaşına
misafir eder misin?

7 Nisan 2014 Pazartesi

HEMİNGWAY NE BİLSİN ÖZLEMEYİ

Sonra özlüyorsun işte. Onunla çok şey de yaşamış olsan, henüz neredeyse hiçbir şey yaşamamış da olsan, bir gün önce de görsen, hiç görmemiş de olsan, çörekleniyor içine o melun his. Tarifi zor. Hani anlatmaya üşeniyorum derim ya ben bazen. Aslında o gerçek bir üşenme değil. Ne kadar uğraşırsam uğraşayım anlatamayacağımı bildiğimden, kendi kendime uydurduğum bir savunma mekanizması sadece.

Lisede Hemingway okumuş ve büyülenmiştim. Yazdığı küçük hikayelerde en basit şeyleri bile, paragraflar boyunca, obsesifçe tarif etmesi, insanlara ve nesnelere olan bakış açımı şekillendirmişti resmen. Bazen yarım sayfa boyunca maviyi, denizi, elmayı, tadları, kokuları, bıkıp usanmadan, üzerine söylenecek tek bir söz bile kalmayana kadar tarif etmeye çalışması, betimleme sanatının zirvesiydi benim için. Ve farkında olmadan, Hemingway'i taklit etmeye başladım tesirsiz yazılar yazma serüvenimin başlarında. Herhangi bir şey üzerinde yeterince gözlem yapıp düşünürsem hiçbir boşluk bırakmaksızın, her hücresini anlatabilirim zannettiğim zamanlardı işte. Çok sonra fark ettim. Hemingway özlemeyi hiç tarif etmemişti! Neden acaba?

Özlemekle ilgili çok konuştum, yazdım, düşündüm. Nasıl olur da bir his, bir insanı aynı zamanda hem ağlatıp hem gülümsetip, hem içinde aptal toynaklı yaratıklar koşturup hem de uçsuz bucaksız siyah bir denizin ortasında zavallı bir yaprakmış gibi titretir diye çok kafa patlattım. Ama düşüncelerimin sonunu hiçbir zaman getiremedim.

Üşeniyorum derken kastettiğim tam olarak bu işte. Sonu asla gelmeyecek bir hissi kelimlerle anlatmaya çalışmaktan daha yorucu ne olabilir? Yoruluyorum demedim de ben, üşeniyorum dedim, hepsi bu..

Tesirsiz Parçalar 261.

261.

Uyumakla uyuyamamanın fark etmediği bir yer var. Gitmekle kalmanın aynı şey olduğu bir yer. Sadece istediğiniz sorulara cevap verebileceğiniz, sadece istediğiniz zaman konuşabileceğiniz, ellerinizin ve ayaklarınızın hep soğuk olduğu ama hiç üşümeyeceği bir yer var. Var.. Vardır. Olmalı.. Bu kadar saçmalığın başka açıklaması olamaz çünkü.

6 Nisan 2014 Pazar

KIŞ DA BİTTİ

Kış da bitti;
Bürünüp baharlık hüzünlere
Kendimize yanlarında bir bedenlik yer açtığımız
Kim varsa çoktan gitti, geride sıcaklığını bırakıp..

Kış da bitti;
Çatır çatır kırılma zamanı geldi,
çilek kokulu hayallerin
Ah ne vardı, uyanmayadı içimdeki yabani hayvan
Dedim ama dinlemedi, kapıldı içinin sesine..

Kış da bitti;
Racondandır
Bitti mi kış kim varsa gider
Kış bitti.
Biriktirdiğimiz acı,
bize bir kaç mevsim yeter..

4 Nisan 2014 Cuma

Tesirsiz Parçalar 258-260..

258.
Sıkıntı.. Büyük.. Dağılmıyor ne yapsam. Tuhafım.. Tırnakla et arasındaki pislik gibiyim, gönülsüzce verilen selam gibi, tam namaza duracakken bozulan abdest gibi. Nesli tükenme riski bulunmadığı için kimselerin aklına gelmeyen özelliksiz bir hayvan gibiyim, çarşı iznine askeri kıyafetlerle çıkan vasıfsız er gibi, cari açık gibi, ısınan küre, patlak ampül, yarılmış teker, kokmuş et.. Cami avlusu yerine musalla taşına bırakılmış yatalak bir ihtiyar gibiyim, ingilizce sınavında mal mal etrafa bakınan onikinci sınıf öğrencisi gibi, bozuk küçük ev aleti gibi, kabı yırtık üçüncü sınıf cinayet romanı gibi, Denizaltı'daki sineklik gibi, Afrika'da Ufo, Kuzey Kutbu'nda derin dondurucu gibi.. Ağartmayan dandik çamaşır suyu gibi, onuncu kez kullanılmış yağ gibi...


259.
İyi değilim diyorum herkesin gülesi geliyor
İyi değilim ulan içimde yabancı bir yangın
Valla yalanım varsa vaftizlere geleyim
Sol yanımda gün aşırı revolverler patlasın
Nereden çıkarıyorsunuz benim iyi olduğumu
Efe’ye de anlattım az önce harbiden iyi değilim

Sonu sancılı bir rüyayı ikinci kez görüyorum
Yangın şimdi küçük ama büyüyecek biliyorum..




260.
Ebu Cehil (asıl adı Ömer'dir) ilk günden itibaren Peygamber'in yalan söylediğini hiç düşünmedi. Kendisine gelip Muhammed yalan mı söylüyor ya Ömer diyenlere "asla" diyordu. "O yalan söylemez." Çünkü ona El-Emin lakabını takanlardan biri de Ebu Cehil'di. O güne kadar kim ağzından yalan söz çıktığını duymuştu ki Peygamber'in. Peki diyorlardı madem yalan söylemediğini biliyorsun neden ona inanmıyorsun? "İnanmayan kim?" diye cevap diye cevap veriyordu Ebu Cehil. "Benim onun ağzından çıkan her sözün doğruluğuna itimadım tamdır." Ee diyorlardı neden iman etmiyorsun o zaman? Ne kadar da ibretliktir aslında Ebu Cehil'in onlara verdiği cevap. Diyordu ki " Aklım Muhammed'in doğru söylediğini biliyor ama kalbim kabul etmiyor. Benim gibi soylu, asil biri dururken Allah'ın onu pegamberi olarak seçmesini içime sindiremiyorum !.. "


Kibir ve gurur insanın en büyük düşmanıdır. Eğer kontrolünüzü kibrinize ve gururunuza terk ederseniz bir süre sonra kendi aklınıza bile ihanet etmeye başlarsınız..




22 Mart 2014 Cumartesi

NİHİLİZMİN ANLAMI, KIRMIZI TUBORG VE FUZULİ

Önlerinde geniş bir boşluk, içlerinde derin bir sıkıntı, tepelerinde sikik bir güneş ve ceplerinde üç kırmızı tuborg biraz da leblebi parası vardı. Bırakın gülmeyi, gülümsemek için bile hiçbir neden yoktu. İşte buna gülünür dedi adam içinden. Susuldu hayli. Sonra sessizlikten korkan kadın mırıldandı.

"Seçimler de yaklaştı", dedi.

Adam bir şey söylemedi. Sessizce onayladı kafasıyla. Sonra sordu kadın;

"Solcu musun sen?"
"Yok. Nihilistim ben."
"O ne?"
"Hiç!"

Adamın o an en büyük meselesi saat on olmadan tekel bayiine kimin gideceği idi. Nihilizm üşenmektir diye başlayan bir tirad savursam kadını etkileyip bira almaya gönderebilir miyim diye düşündü önce, sonra ona da üşendi.

"Saat de geç oldu" dedi, mırılıtı raconunu bozmayarak.

Kadın kalkıp gitmesi gerektiğini anladı. Anlamamış gibi yaptı. Adam da kadının anlayıp da anlamamış gibi yaptığını anladı. Canı iyice sıkıldı. İstemeden de olsa, tekrar bozdu sessizliği.

"Nihilizm nedir biliyor musun? Geri zekalının biri zamanında Hiççilik diye çevirmiş Türkçeye ama saçmalamış. Nihilizm, saçmalık demektir. Anlamsızlık demektir nihilizm. Hayatın, senin kadar, benim kadar, bu park kadar, seçimler kadar, evren kadar saçma ve anlamsız olmasıdır!"

Kadın yine bir şey söylemedi. Adam da nasıl bu kadar uzun cümle kurdum diye şaşırarak usulca doğruldu yerinden ve tekel bayiine doğru yürümeye başladı. Biraları aldı. Ama canı kadının yanına dönmek istemedi. "Dönmek saçmalıktır", dedi kendisini bile şaşırtacak kadar yüksek bir sesle. Hızlı adımlarla su boyuna yöneldi. Suya yaklaşınca yavaşladı. Birasından geniş bir yudum aldı. Şarkı söylemek istedi. Dilinin ucuna gelen bütün şarkılar saçma geldi. Yıldızlar git gide yaklaşıyordu sanki. Kadın çoktan dönmüş olmalıydı evine. İkinci birayı açarken, "ne saçma" dedi adam, bu kez neyi kastettiğini bilmeden. Sonra Fuzuli'nin beyiti geldi aklına. Galiba duruma uygun olan ve saçma olmayan tek şey o iki sihirli cümleydi..

"Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge
Ne açar kimse kapım bâd-i sebâdan gayrı"

HURUC ALESSULTAN

Yakasına kırmızı karanfil taksın devlet, tanınsın
İç ve dış temsilciliklerde havaya iki el ateş açılsın
Çam ağaçlarının altında zabıtayla polis öpüşsün
Suç işleyen kedileri idare edin bu bahar
Beni ve söylediklerimi derhal aklınızdan çıkarın
Tek bir vasiyetim var size kavgada ve esenlikte
Anneme iyi bakın

O böyle olsun istemezdi ben böyle olsun istemezdim
Siz böyle olsun istemezdiniz geçiniz bunları geçiniz
Uyarmıştınız bizi biliyorum geçiniz efendim geçiniz
Çıkınımda bol nasihat, yüklendim gidiyorum
Kullanılmış bir gök bırakıyorum size ve çarkı bozuk bir zippo
'Huruc alessultan' diye sokaklarda bağırmayın

Yağmurun tadını çıkarın atların ve mazot fiyatlarının
Hergün en az iki saat televizyonunuzu açık bırakın
-Çocuk onbeşinde öldü, yaşasın demokrasi!-
Anlayanlar anlamayanlara anlatsın gitmek ne demek!
Anlamıyorlarsa da bırakın, kendinizi yormayın

Aleladelik çağı bu masumiyetten bir sonra
Çağ açıldı çağ kapandı oturun buna ağlayın
Anlamak ağrıyı artırır bunu öğrendim giderayak
Ben kurtuluyorum valla siz kendi derdinize yanın..