Medeniyetin önemli göstergelerinden biri de herhangi bir şeyi protesto etme şeklidir. Bireysel olarak ya da topluca!
Norveç ve dünya edebiyatının en büyük yazarlarından, 1920 Nobel ödülü
sahibi Knut Hamsun, ikinci dünya savaşı yıllarında, henüz ülkesi işgal
edilmeden evvel Nazi taraftarlığı ve propagandası yapıp, ülkesinin
işgaline zemin hazırlamaya çalışır. Ve sonunda Norveç işgal
edilir. Acı dolu günler yaşanır. Savaş bitip işgal sona erdiğinde son
derece kırgındır Norveçliler en büyük yazarlarına. Fakat ne hakaret
ederler, ne bağırıp çağırırlar ne de intikam hissiyle saldırıya
geçerler. Peki ne mi yaparlar?
Bir sabah, genç bir Norveçli,
elindeki Hamsun kitabını yazarın evinin önüne bırakıp sessizce
uzaklaşır. Bir süre sonra biri daha kitap bırakır aynı yere. Sonra biri
daha, biri daha, biri daha... Oslo'lular ellerindeki Hamsun kitaplarını
yığarlar yazarın kapısının önüne. Ne bir arbede yaşanır, ne de kötü bir
laf edilir. Kırgın Norveç'liler kitapları sessizce bırakıp dağılırlar.
Adeta kendi kitaplarından bir dağ oluşur Hamsun'un bahçesinde. Bu zarif
tepki, doksan küsür yaşındaki yazara ömrünün en acı dersini verir.
Pişman, mutsuz ve utanç içinde yumar hayata gözlerini..
Demem o
ki; biraz zeka, biraz da zerafet ve medeniyet, taşla sopayla yaratılan
tahribattan çok daha asil ve etkili sonuçlara yol açabilir..
Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı
19 Ocak 2014 Pazar
BEKLEYİŞ
Geleceğini söyleyip gelmediğin zamanlar
İnşaatı yarım kalmış bir bina kadar ıssız
ve ortasından ray geçip tren geçmeyen bir kasaba kadar
umutsuzum
Ey beni en derin uykulara yatırıp
Bambaşka bir yerde tek başına uyanan kadın
Dinle bak, ne diyor Galip Dede!
"Dil hayreti gamla lal kaldı
Galib gibi bi-mecal kaldı
Gönderdiğim arzuhal kaldı
El'an bir ihtimal kaldı
İnsafın o yerde namı yok mu?"
İnşaatı yarım kalmış bir bina kadar ıssız
ve ortasından ray geçip tren geçmeyen bir kasaba kadar
umutsuzum
Ey beni en derin uykulara yatırıp
Bambaşka bir yerde tek başına uyanan kadın
Dinle bak, ne diyor Galip Dede!
"Dil hayreti gamla lal kaldı
Galib gibi bi-mecal kaldı
Gönderdiğim arzuhal kaldı
El'an bir ihtimal kaldı
İnsafın o yerde namı yok mu?"
AR'TIK
Tam üç kez sahi dedim bu kez anladım sanıyorum
ola ki anlamadıysam hala tüm seyirciler affetsin
Suskunluğu anladım devlet sırlarını birahaneleri
Düzensiz bir saf oluşturup bize bakanlara baktım saf saf
Bir son hayal ettim ikimize sahi bunu anlatmamalıyım
İsmet Paşa'nın treni geldi aklıma -ki ben görmedim hiç
beyaz tren-
Sonra dünyadan bize bunu yapmamasını rica ettim
Kitaplar seçtim kendime şiir kitaplarını eledim
Açlıktan atını yemiş tek kollu bir şövalye gibi
İşe yaramaz hissettim kendimi derken
Farkettim
Kavuşurken iki kol lazım sıkıca sarılmak için
Ayrılırken tek kol yeter mevzunun uzamaması lazım
Farkettim ve dünyadan kolumu geri vermesini talep ettim..
ola ki anlamadıysam hala tüm seyirciler affetsin
Suskunluğu anladım devlet sırlarını birahaneleri
Düzensiz bir saf oluşturup bize bakanlara baktım saf saf
Bir son hayal ettim ikimize sahi bunu anlatmamalıyım
İsmet Paşa'nın treni geldi aklıma -ki ben görmedim hiç
beyaz tren-
Sonra dünyadan bize bunu yapmamasını rica ettim
Kitaplar seçtim kendime şiir kitaplarını eledim
Açlıktan atını yemiş tek kollu bir şövalye gibi
İşe yaramaz hissettim kendimi derken
Farkettim
Kavuşurken iki kol lazım sıkıca sarılmak için
Ayrılırken tek kol yeter mevzunun uzamaması lazım
Farkettim ve dünyadan kolumu geri vermesini talep ettim..
4 Ocak 2014 Cumartesi
ÇOK SUSAMAK GİBİ
Küçükken en büyük eğlencem, üç dört balıklı akvaryumumuzu seyretmekti. Hayvanlara bayıldığımdan değil tabi, oldum olası her türden canlıyla mesafe koymaya çalıştım araya. Sekiz yaşında üç çocuk abisiydim. Neredeyse her an uğultuyla çınlıyordu ev. Kardeşlerimin gürültüsünden nefret ediyordum. Havladıkları için sokak köpeklerinden, miyavlayıp durdukları için kedilerden, sürekli bağırdığı için babamdan, mütamadiyen ağladığı için annemden ve kaçıp gidemeyecek kadar küçük olduğum için kendimden nefret ediyordum. Balıkları seviyordum sadece. Çünkü hiç gürültü yapmıyorlardı. Bulduğum her kısa boşlukta nefesimi tutup, göt kadar akvaryumda salak salak yüzüşlerini seyredip mutlu oluyordum. Gitmek isteyip de gidememenin acısını ta o zamanlardan çok iyi bilirim..
Geçenlerde, özlemenin susamak gibi bir şey olduğunu söyledi. Hemen o an koşup yanına gitmek istedim. Gidemedim. O an, sekiz yaşındayken hissettiğim gitmek isteyip de gidememenin çaresizliğini tekrar hissettim bütün kalbimle. Sığınacağım bir akvaryum da yoktu bu kez. Ben de sigara yaktım çaresiz..
Kardeşlerimin hepsi büyüdü artık. Babam bağırmayı, annem ağlamayı kesti yıllar evvel. Hem tersi de olsa, bütün gürültülerden kaçıp uzaklaşabileceğim kendime ait bir oda var artık evimizde. Ama sekiz yaşımda o akvaryumun karşısında bulduğum huzuru koşullar ne olursa olsun bulamıyorum artık..
Arkamda bıraktığım otuz küsür sene şunu öğretti bana. Doğup büyüdüğü yere ait değil insan. Acı çektiği ya da çok mutlu olduğu yere de ait değil. İnsan, olmak isteyip de olamadığı yere ait. Şey gibi bir his işte bu. Çok, çok susamak gibi. Siz anlamazsınız bu hissi, bir tek o anlar..
YOK
Ellerimin nesi var ikisinin de sesi yok
Suç işlemiş bir çocuğum ha diyecek yüzüm yok
Anlatamıyorum işte rakı getirin bana
Babam çok mütedeyyin bizim evde rakı yok
Bekliyorum bütün akşam bir şeyler olur diye
Çay içiyorum sonra çayın eski tadı yok
Tren olsa iyiydi seyredip hayal kurardık
Belediye kesmiş yolu artık burada tren yok
Kirli bir çakal gibiyim uluyasım var aya karşı
Her tarafı bulut basmış ayın esamesi yok
Parka çıkayım diyorum kırmızı tuborg içeyim
Yasa çıkarmış adiler gece bira satışı yok
Sevinirken üzülüyorum mutluyken üzgün gibiyim
Bir şey var içimde bir şey lafla sözle tarifi yok..
Suç işlemiş bir çocuğum ha diyecek yüzüm yok
Anlatamıyorum işte rakı getirin bana
Babam çok mütedeyyin bizim evde rakı yok
Bekliyorum bütün akşam bir şeyler olur diye
Çay içiyorum sonra çayın eski tadı yok
Tren olsa iyiydi seyredip hayal kurardık
Belediye kesmiş yolu artık burada tren yok
Kirli bir çakal gibiyim uluyasım var aya karşı
Her tarafı bulut basmış ayın esamesi yok
Parka çıkayım diyorum kırmızı tuborg içeyim
Yasa çıkarmış adiler gece bira satışı yok
Sevinirken üzülüyorum mutluyken üzgün gibiyim
Bir şey var içimde bir şey lafla sözle tarifi yok..
1 Ocak 2014 Çarşamba
ÖMRÜMÜN EN KAHKAHALI YILBAŞI AKŞAMI
Doksanların sonuna doğru Eskişehir'de öğrenciydim. Okulu bırakmak üzereydim, ailemi bırakmıştım, solculuk beni bırakmıştı. Sik gibi kalmıştım tek kelimeyle. Beş kuruş param olmadan günler geçiriyordum. Hala şaşarım, ne yiyip ne içiyordum o zamanlar diye? Tek bir örnek vereyim, sefaletin boyutunu anlayın. Bir gece yarısı soğuktan donmasın diye hohlaya hohlaya yazı yazmaya çalıştığım tükenmez kalem dondu. Üşüyordum, ne soba vardı ne doğalgaz. İkisi de umurumda değildi. Ama sahip olduğum tek kalem donup yazmamaya başlayınca panikle ortalığı birbirine katarak kalem aramaya başladım. .mına koduğumun odasında bir tane bile kalem yoktu. Ne parasızlığı, ne gazsızlığı ne de açlığı umursayan ben, yazacak tek bir kalem bulamayınca yer döşeğine kapanıp sızana kadar ağlamıştım. Ertesi gün Titanik 4 adlı kafeye gidip beş altı tane kalem çaldım. Hala ödemiş değilim borcumu..
Depodan bozma tek odalı evimde, daha önce orada oturan öğrencinin çöp diye atmadığı arkası boş binlerce sayfa vardı. Okulu tamamen boşlamıştım. Uyku desen yıllar önce beni boşlamıştı. Yapacak başka hiçbir şeyim yoktu. Çıldırmış gibi yazmaya başladım ben de. Hastalığın tanımını bile değiştirmiş, manik değil panik depresif olmuştum iyice. Aklıma ne gelirse yazıyordum. Saatler, günler hatta aylar birbirine girmişti. Kiloyla aldığım tütünü uç uca ekleyip, bir taraftan şehvetle sigara içiyor diğer taraftan da aklıma ne gelirse yazıyordum. Hayatımın en öfkeli yazılarıydı onlar, başka bir buhran anında hepsini yaktığım, nelerden bahsettiğim hakkında şu an en ufak bir fikrimin bile olmadığı, binlerce sayfa. Bir yüzlerinde makro iktisat, hukuka giriş, ekonometri notları, diğer yüzlerinde benim hezeyanlarım. En azından bir kaç tanesini saklayabilseydim keşke..
O saçma sapan ve hepsi birbirine benzeyen günlerden biriydi. Neredeyse 24 saat yemek yemediğim ve uyumadığım günlerden biri. Yine kudurmuş gibi sabahtan akşama kadar yazdığım, öfkeden ve yorgunluktan başımın çatlayacak kadar ağrıdığı bir gün. Dışarı çıkayım dedim, biraz hava almak için (pencere bile yoktu .mına koduğumun odasında). Kendimi dışarı atıp gelişigüzel dolaşırken önce kalabalığı fark ettim, sonra garip şarkılar eşliğinde yaptıkları enteresan hareketleri ve sonra bazılarının tuhaf kırmızı kostümlerini. Vay anasını dedim dışımdan, lan bu gece yılbaşıymış. Birden annemi aramak geldi aklıma. Kastamonu'daydı ailem. Elimi cebime attım, uzun süredir sakladığım jetonu aldım ve kulübe aramaya başladım. Porsuğun kenarındaki kulübeye geçip tuşlara bastım. Tek bir jetonum vardı, konuşmak istediğim binlerce şey vardı, etrafımda eğlenen sürüyle insan vardı ve o an benim sadece anneme ihtiyacım vardı. İkinci çalışta açıldı telefon. Kardeşim çıktı, annemi istedim. Hastaneye götürdü babam dedi. N'oldu ne hastanesi dememe kalmadan kapandı telefon. Delirmek üzereydim. Dışarı çıkıp kulübenin yakınındaki insanlara jeton sordum. Kimsede yokmuş. Bayiye gidip jeton istedim, parasını yarın bırakırım dedim. Yok dedi pezevenk. Oysa kasanın yanındaki jeton kutusunu görüyordum. Allah belanı versin deyip sokağa çıktım tekrar. Hayatım boyunca hiç yapmadığım bir şey yapmaya başladım. Geçen insanlara bozuk paranız var mı diye sorarak yürüdüm. Yarım saatten fazla dolaştım, en az yirmi kişiye sordum. "Pardon, bozuk paranız var mı? Yirmisinin de yokmuş bozuk parası. Yavşakların yılbaşı eğlencesi vardı, markalı botları vardı, sevgilileri vardı, kalemleri, doğalgazları, planları vardı. Ama hiçbirinin bozuk parası yoktu. Serdar aklıma geldi sonradan. Evi biraz uzaktaydı. Ondan alırım jeton parası diye düşünüp tekrar yürümeye başladım. Sonra yolda bir tanıdık denk geldi. Durumu anlatıp biraz para istedim. O parayla da üç tane jeton alıp hemen evi aradım..
Önemli bir şeyi yokmuş annemin. Tansiyonu düşmüş biraz. Ben aradığımda da evdeydi zaten. Konuştuk biraz, kapattım. Sonra odama döndüm hızlıca. İnsanlar eğlenmeye, kahkahalar atmaya devam ediyordu. Ve ben biraz daha baksam suratlarına, o gece kesin cinayet işleyebilirdim. Ciddi bir gerekçeye ihtiyacım yoktu, bir jeton parasını bile esirgeyen ırkın mensubu olmaları yeterliydi. Kendimden korkup hızlıca eve girdim. Kağıtlarımı elime alıp yazmak için yere eğildim. O da ne? Yazmıyor. Diğer kalemi aldım, o da yazmıyor. Diğeri de. Diğeri de.. Kafeden çaldığım ucuz kalemler de donmuştu soğuktan. Bir an Allah'a küfretmek geldi içimden. Sonra hemen tövbe dedim. Gözlerim doldu, tuttum kendimi ağlamadım. Donmuş kalemleri sıkı sıkı avuçlayıp, güldüm. Kahkahalarla güldüm. O gece ben, hayatım boyunca gülmediğim kadar çok güldüm..
Tesirsiz Parçalar 246..
246.
Bir gün hepsi birden bozacak bu oyunu. Hepsi birden, birbirlerinden habersiz delirecekler. Yüzüne bakmadıklarınız yüzünüze tükürecek sizler ne olduğunu bile anlamadan. Alış veriş merkezinde tuvaletleri temizleyen abla sabunluğu kezzapla dolduracak. Otobüs şoförünüz kırıverecek direksiyonu şaranpole. Güvenle boynunuzu sunduğunuz berber çırağı usturayı daldırıverecek derinizin altına. Çay getiren garson fare zehiriyle tatlandıracak bardağınızı. Köy pazarından aldığınız organik domatese bir şırınga siyanür zerk edecek köylü teyze. Sitenizin kapısındaki güvenlik görevlisi jopuyla kafatasınızı paramparça edecek. Son anınızda yüzlerine bakacaksınız o ana dek yüzlerine bakmadıklarınızın. Ve onlar hep bir ağızdan diyecekler ki; oyun bozuldu, artık beraber kaybedeceğiz!
Bir gün hepsi birden bozacak bu oyunu. Hepsi birden, birbirlerinden habersiz delirecekler. Yüzüne bakmadıklarınız yüzünüze tükürecek sizler ne olduğunu bile anlamadan. Alış veriş merkezinde tuvaletleri temizleyen abla sabunluğu kezzapla dolduracak. Otobüs şoförünüz kırıverecek direksiyonu şaranpole. Güvenle boynunuzu sunduğunuz berber çırağı usturayı daldırıverecek derinizin altına. Çay getiren garson fare zehiriyle tatlandıracak bardağınızı. Köy pazarından aldığınız organik domatese bir şırınga siyanür zerk edecek köylü teyze. Sitenizin kapısındaki güvenlik görevlisi jopuyla kafatasınızı paramparça edecek. Son anınızda yüzlerine bakacaksınız o ana dek yüzlerine bakmadıklarınızın. Ve onlar hep bir ağızdan diyecekler ki; oyun bozuldu, artık beraber kaybedeceğiz!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)