Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

1 Ocak 2014 Çarşamba

NEJAT ALP : SEN GENÇLİĞİMİN KATİLİSİN…




Yer: Yemekli Vagon.
Zaman: Günlerden bir gün.
İçki: Yeni Rakı.
Mevzu: Kadınlar, hayatın anlamı, çocukluk.. Gidişiata ve rakının durumuna göre de yedeğimizde ‘Ne olacak bu Beşiktaş’ın hali ve ulan ülkenin .mına koydular be’ mevzuları var
Tayfa: Ben, Caner, Gürkan Abi.

İlk dubleler hızlıca ve pek konuşmadan içilir her zamanki gibi... Fonda Zeki Müren. Şarkı, ‘Ne Dert Kalır Ne Hüzün.’ Yavaş yavaş güzelleşirken kafalar, laf o malum mevzulara gelir.

“ Zor be abi, çok zor”

“Zor olan ne?”

“ Hiçbir şey kolay değil ki. Bir şey yapmamak, mal gibi gibi bir köşede boş boş oturup duvarı seyretmek istiyorum bazen. Ama o bile zor.”

Ottan boktan şikayet edip hayatın ne kadar da zor olduğundan dem vurmak istemiyorum.Her şey kendiliğinden zorlaşıyor aslında. Çocukluğumdan beri. Hatta bebekliğimden. Çok zor doğmuşum mesela, direnmişim dışarı çıkmamak için. Modern tıbba ve beyaz önlüklülere meydan okumuşum o yaşsızlığımda. Zorla çekip almışlar beni!

İlkokul ikide okulun penaltı turnuvasında üçüncü olmuştum (en az yirmi çocuk arasından hem de) ve onikili kuru boya seti kazanmıştım. Geriye dönüp baktığımda gurur duyarak anlatacağım başka hiçbir şey gelmiyor aklıma. Benim portrem başarısızlığın resmi olur Abidin! Pardon Gürkan abi…

Üçüncü sınıfta bir kıza aşık oldum ve futbol kariyerim bitti. Takdir edersiniz ki sekiz yaşındaydım ve sekiz yaş aşkla futbolu birlikte yürütmek için hayli sıkıntılı bir evreydi. Karar vermem lazımdı. Aşk'ı seçtim ben de. Sınıftaki piçler top oynarken tenefüste, ben şiir yazdım. Ne onların arasından bir tane adam gibi futbolcu çıktı, ne de ben şair olabildim. Kız desen, yüzüme bile bakmadı. Komple başarısız bir nesil olduk çıktık yolunu sikeyim.

Anadolu Lisesi sınavlarına giremedim. Çünkü sınavın olduğu gün maaile uyuyakaldık. Kendim dahil hiç kimsenin kazanacağıma dair umudu olmadığı için de bu uyuyakalmanın lafı bile edilmedi bir daha. Hala zaman zaman hava atarım, "oğlum sınava girebilseydim Galatasaray Lisesi garantiydi ama uyanamadık anasını satayım" diye.

Lise 2’de tekrar aşık oldum. Hayvan gibi hem de. Arkadaşlarım hafif şaşı olduğunu iddia etse de bence sınıfın en güzel kızıydı. Ve işin ilginç tarafı oda benimle inceden ilgilenir gibiydi. Saçma sapan bir pastanede düzenlediği doğum günü partisine beni de davet ettiğinde fark etmiştim bu ilgiyi. Günlerce düşündüm o gün ne giyeceğimi ve ne hediye alacağımı. Kıyafet kolaydı da hediye biraz sıkıntılıydı. Fazla param yoktu. Hatta hiç param yoktu sanırım. Evet evet bildiğin beş parasızdım. Birkaç kişiden yalvar yakar topladığım para şimdiki hesapla bir paket sigara parası ederdi ancak. Yılmadan az parayla etkileyici bir hediya nasıl alınır üzerine kafa patlattım saatlerce. Ve sonunda süper bir fikir geldi aklıma. Koşarak hediyeyi aldım ve gururla pastaneye koştum. Sevindi beni görünce, ya da bana öyle geldi bilmiyorum. Elini sıktım, kutladım ve hediyesini uzattım. Teşekkür ederek aldı ve hemen oracıkta açtı. Sonra kafasını kaldırıp öyle bir baktı ki bana abi, o bakışları bugün bile unutamam.

“Ne aldın lan kıza bu kadar etkileyecek?”

“Nejat Alp Cd’si aldım abi.”

“!!”

“Ne bileyim abi. O an için iyi bir fikir gibi gelmişti. Severdim ben Nejat Alp’i. Şimdi de severim hatta. Ben nereden bileyim kızın arabesk dinlemediğini. “

Susuldu bir süre. Sonra başka başka şeylerden bahsedildi. Beşiktaş mevzusu hiç açılmadı. Bir ara birileri Tayyip falan diyecek oldu ama diğerleri lafın gerisini getirmeye üşendiğinden oradan da bir yere varılamadı. Biraz daha Zeki Müren dinlendi. Sonra hesap geldi, hesaplaşıldı ve herkes ayrı ayrı evinin yolunu tuttu.

Şimdi ağrıdan çatlamak üzere olan zavallı kafamın içinde, penaltı turnuvasındaki rakiplerim, ilkokuldaki kız, Nejat Alp, Yemekli Vagon, Gürkan Abi, koro halinde aynı şarkıyı söylüyorlar: Sen Gençliğimin Katilisin, Çok Geç Anladım…

28 Aralık 2013 Cumartesi

Tesirsiz Parçalar 241-245..

241.
Hiçbir şey kişisel değil.. Geçenlerde bir şeye çok sevindiğinden emin olduğum babamın, o an herhangi bir tepki vermediğini fark edip, çaktırmadan göz ucuyla izlemeye koyuldum. Bir süre geçtikten ve kimsenin kendisine bakmadığından emin olduktan sonra hafifçe gülümsediğini ve dudaklarının minik minik kıpırdadığını gördüm. Kısacık bir andı. Ama gördüm. Muhtemelen hep öyle yapıyordu lakin ben ilk kez fark etmiştim. Bir kaç dakika sonra düştü bende jeton. Lan ben de böyle seviniyorum genelde dedim. Sonra üzgün olduğum zamanlarda nasıl davranıyorum diye düşünmeye başladım. Ve bingo! Üzüntüm de tıpkı annemin üzüntüsü gibi. Abartılı, biraz sulu ve etrafa varlığını dehşetle hissettiren türden. İnsan psikolojisinin en uç iki noktası olan mutluluk ve üzüntüyü, daha doğrusu bu iki duygunun sebep olduğu davranışları annemle babamdan almışım. Üstelik onların nasıl üzülüp nasıl mutlu olduklarının farkında bile olmadan yapmışım bunu. Evet. Hiçbir şey kişisel değil. En kendimize ait zannetiğimiz duygu dışavurumlarımız dahil..

242.
Zaman zaman fikrimi soruyorlar bazı konularda. Herhangi bir şey olabiliyor bu. Ülkenin gidişatı ya da Beşiktaş’ın durumu ya da kişisel bir durumla ilgili olabiliyor. Öyle durumlarda çoğu zaman ne söyleyeceğimi bilmiyorum. Söyleyecek bir şeyim olmadığından değil, söylenecek şeyleri kafamın içinde toparlayamadığımdan. Ve diyorum ki o zaman, ben bunu bir yazayım sonra konuşalım. Normal insanlar önce düşünüp sonra yazarlar herhalde. Bende ise durum tam tersi. Önce yazıp sonra düşünüyorum ya da yazarken düşünüyorum. Konuşamadığım için yazıyorum diyen bir yazar vardı. Ona benziyor aslında durumum. Tek farkla. O konuşamadığı için yazıyormuş bense düşünemediğim için yazıyorum..

243.
Eski sevgililerimden biri (o zamanlar eski değildi tabi, ama eskimek üzereydi sanırım) haklı olduğun zamanlar senden nefret ediyorum demişti bana. Ortada bir problem varsa ve haklı olan bensem öyle bir müdafa ediyormuşum ki kendimi, haklı olup olmamamın hiçbir önemi kalmıyormuş. Öyle söyledi. Ve dedi ki, umarım ömrün boyunca girdiğin tartışmalarda haksız olan taraf hep sen olursun. Çünkü haksızlığın verdiği mağduriyet, haklılığın verdiği mağruriyetten çok daha sevimli ve insani.

O zamanlar beddua ettiğini zannetmiştim. Düşünüyorum da yıllar sonra, beddua değil bildiğin dua etmiş aslında. Mağruriyetin kibrindense mağduriyetin hüznü. Sanırım hepimize en çok bu lazım..

244.
Ben şimdi sana, ben iyi bir adam değilim, bırak, benimle uğraşma diyeceğim. Sen diyeceksin ki yok, sen aslında iyi bir adamsın. Değilim diyeceğim, bu kadar kadın yanılmış olamaz. Bu kez farklı diyeceksin, ben farklıyım. Bunu duymuştım daha önce diyeceğim. Bende ilginç bulduğun ne varsa sana doğru çeken, virgülüne bile dokunmadan aynı şeyleri bahane edip beni terk edeceksin diyeceğim. Asla böyle bir şey olmayacak diyeceksin. Gülümseyerek, bunu da daha önce duymuştum diyeceğim. Konuşmaya yelteneceksin. Sus diyeceğim. Sus. Söylenebilecek her şeyi daha önce duydum. Kendini yorma diyeceğim. Usulca kalk ve git buradan. Ve çıkarken bana bir oralet söyle. Çünkü böyle zamanlarda oralet içmek gerekir. İnsan keyifliyken çay, hüzünlüyken de rakı içmeli. Boktan bir tekrarı durup durup yaşıyorsa da, oralet..

245.

İlk gençliğimde kendimden başka herkesin aptal olduğunu zannediyordum. Ortalarda tek aptal benim diye düşünmeye başladım. Şimdilerde ise topyekün mal olduğumuzu düşünüyorum. Hepimizin suyuna ilaç katmışlar sanki, ülkece kafayı sıyırmış gibiyiz. Sebep olanların gözü kör olsun. Amin..



































ECELİ GELMİŞ BİR UMUT


Karşıdan karşıya geçerken caddede
yeşil ışık yansa bile
sen elimden tutmadıkça
kendimi güvende hissetmiyorum
Anne, kendimle ne yapacağımı hiç bilmiyorum

Aslanlı belgesellerde ceylan gibi şaşkınım
dehşetli pençeleri inerken sırtıma hayatın
eceli gelmiş bir umutla etrafta seni arıyorum
Anne, çok mu çabuk büyüdüm ben?

Gidelim mi buradan anne bilmediğimiz bir şehre
hapları arkamızda bırakalım, babamı ve kardeşlerimi
iki göz bir yer tutarız ben sana bakarım, sen bana
Anne, beraber alalım mı iç acılarımızın toplamını?

Bakıyorum da bazen aynaya yanlışlıkla
en az seninkiler kadar kar var benim de saçlarımda
seninkiler benim eserim, her telinde emeğim var
keşke kızsaydın bana, oğluna, hayırsızına

Unutmuşum bak
söylesene anne, en son ne zaman okşadın saçlarımı?

21 Aralık 2013 Cumartesi

SEVDANIN GEÇMİŞİNE DAİR



ben bunları eski bir türk filminde görmüştüm
delirten bir acıyı tek başıma izlemiştim
jilet kesiği bir soğuktu dışarı çıktığımda
nefesleriyle buz üfleyen köpekler görmüştüm
sonradan oyuna girip ilk önce alınmanın
ne demek olduğunu önceden de biliyordum
saçak altlarında çok saçmalardım o zamanlar
hayli cüretkardım üstelik tek elle velesbit sürerdim
şaşırmamam bundan işte aklımı kaybetmem
delirmemem bundan işte çok önceden delirmiştim
ben seni biz daha karşılaşmadan sevmiştim
gülme lütfen şurada ciddi bir şey söylüyorum
ben seni parklarda şarap içerken sevmiştim
ben seni sen daha önlüklü bir çocukken
ben seni sen daha adımı bile bilmezken
ben seni sevmeyi ilk öğrendiğimde sevmiştim
cüretkarlığım bundan işte daha önce de cüret etmiştim
ben bunların hepsini çok önceden yaşamıştım
otlar toplamıştım sana saksına fesleğenler ekmiştim
bakma lütfen şurada bir şey itiraf ediyorum
ben senin melek olduğunu görmeden de anlamıştım
seninle öğrendim ben melekler nasıl sevilir
seninle öğrendim evet ağzı dolusu küfür etmeyi
yoktu haberin doğru ama bunun ne önemi var
ben senin gözlerini görmeden ezberlemiştim..

18 Aralık 2013 Çarşamba

SAZAN

..
ben bazen
dipten yukarı
kaldırıp başımı
ipimin ucundaki
sopayı tutan
kadını
yakalamaya çalışan
bir balık..

7 Aralık 2013 Cumartesi

Tesirsiz Parçalar 239-240..

239.

Güzel laflar etmesini pek beceremezdim belki. Ama her iki Ferdi Tayfur şarkısından birini ezbere bilirdim. Ve birileri bunu takdir etmeliydi. Ve bu birilerinin başında sen gelmeliydin. Ve belki ben ipe sapa gelmez adamın tekiydim ama sen ısrar etsen bende, belki bir şey olurdu benden. Ve çok kızdım ben sana. Ve çok sevdim seni. Ve çok dalgalıydı senin saçların. Ve o kadar güzeldin ki sen, ne bok yiyeceğimi bilmiyordum ben. Gece yarısına kadar rakı içtim ben de, gece yarısından sonra da oralet. Sen enteresan hayallere sarılııp uyudun, ben hayaline sarılıp uyudum. Herkes saçmalık dedi buna, ben kader dedim.. Öyle öyle ağardı işte saçlarım..

240.

Nereni sakınıp kollamaya kalkarsan orandan sokuyor hayat! Benim sana rağmen bir iradem var demesinin farklı bir şekli bu. Arthur Schophenhauer, karar verdiğiniz her şeyi yapabilirsiniz ama neyi istediğinize siz karar veremezsiniz demişti yüz elli yıl önce. O kadar zaman geçti aradan ama bu gerçek hiç değişmedi..

Rüya Tamircisi..



Geceleri kolay kolay uyuyamayan bir adam varmış. Kötü rüyalar görenlerin rüyalarına sızıp sonunu tatlıya bağlamak için uyanık kalırmış günün ilk ışıklarına kadar. Bir gün, bir kadının rüyasında kendi ölümünü görmüş. Usulca ayrılmış rüyadan. O geceden sonra da kimsenin rüyasına girmemiş..