166.
Ölüyoruz işte. Yavaş yavaş ölüyoruz. Ama bazı
geceler farkında olmuyoruz bunun. Hayata kaptırır gibi oluyoruz
kendimizi. (Hayata kaptırmak, ne tuhaf laf). Kendimizi olduğumuzdan çok
daha güçlü zannediyoruz öyle zamanlarda. Oysa durum tam tersi. O kadar
zayıfız ki aslında. Hayatın neon ışıkları kendisine doğru çekiyor bizi.
Karşı koyamıyoruz. Kendimizi, herkes gibi bir şey zannediyoruz. Onlar
gibi, onlardan biri gibi karışıyoruz
aralarına. Aklımızdan geçmeyen şeyler yapıyoruz sonra. İddialı laflar
edip, kendimizi vazgeçilmez gibi görüp, öfke,şefkat, kıskançlık, sevgi,
nefret gibi zıt hislerden tek bir his yaratıp aklımızın ve kalbimizin
kontrolünü o hisse bırakıyoruz.. Sonra bir yerlerde, ağaran şafakla
birlikte ağır ağır kendimize gelip, kendi gerçeğimizle yüzleşiyoruz
derin bir pişmanlıkla. Ölüyoruz işte. Yavaş yavaş ölüyoruz.. Tek
başımıza..
Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı
22 Aralık 2012 Cumartesi
20 Aralık 2012 Perşembe
Tesirsiz Parçalar 165..
165.
Her durumda anlaşmak ve uyum içinde olmak bazen problemin bizatihi kendisi olabilir. Yan yana duran ve birlikte aynı yöne bakan insanlar mutlu ve uyumlu olduklarını düşünürler. Ama bir şeyi ıskalarlar. Birlikte aynı yöne bakarlarken birbirlerini göremediklerini fark edemezler. Mutluluk ve uyum zannettikleri şey onları birbirlerine kör etmiştir. Oysa evrendeki tek değişmez yasa olan her şeyin zıttıyla müsemma olduğu gerçeği de şunu gösterir ki yanınınızdakini görebilmeniz için zıt yönlere bakmanız gerekir..
Her durumda anlaşmak ve uyum içinde olmak bazen problemin bizatihi kendisi olabilir. Yan yana duran ve birlikte aynı yöne bakan insanlar mutlu ve uyumlu olduklarını düşünürler. Ama bir şeyi ıskalarlar. Birlikte aynı yöne bakarlarken birbirlerini göremediklerini fark edemezler. Mutluluk ve uyum zannettikleri şey onları birbirlerine kör etmiştir. Oysa evrendeki tek değişmez yasa olan her şeyin zıttıyla müsemma olduğu gerçeği de şunu gösterir ki yanınınızdakini görebilmeniz için zıt yönlere bakmanız gerekir..
18 Aralık 2012 Salı
Feda!
Kaç zamandır aklımdaydı çocukluğumun Beşiktaş'ıyla ilgili bir yazı yazmak. Bugüne kısmetmiş..
Az önce Beşiktaş Tv.de başkan Fikret Orman'ı dinledim. Feda'dan bahsetti yine. Beşiktaşlılık duruşundan, değerlerinden, taraftarın biraz daha dişini sıkması gerektiğinden vs. bahsetti..
Yazdıklarım muhtemelen sana ulaşmaz sayın başkan. Olsun. Ben içimi dökeyim yine de. Küçücük bir çocuğun feda öyküsünü anlatayım sana..
Az önce Beşiktaş Tv.de başkan Fikret Orman'ı dinledim. Feda'dan bahsetti yine. Beşiktaşlılık duruşundan, değerlerinden, taraftarın biraz daha dişini sıkması gerektiğinden vs. bahsetti..
Yazdıklarım muhtemelen sana ulaşmaz sayın başkan. Olsun. Ben içimi dökeyim yine de. Küçücük bir çocuğun feda öyküsünü anlatayım sana..
89-90 sezonu. 10 yaşındayım. Beşiktaş'ım şampiyon.. Ezbere sayarım hala kadroyu (Engin,Recep,Kadir,Gökhan,Ulvi ,Rıza,Feyyaz,Mehmet,Mutlu,Ali, Metin)
Farkettiniz mi hiç yabancı yok. Neyse, ertesi gün Sabah gazetesi
şampiyon kadronun posterini verecek. Büyük boy. Kuşe kağıt. Gazete
şimdiki elli kuruş civarı bir para. Tam bir simit parası. Günlük
harçlığım da o kadar. Öğle yemeğim yani. Elbistan'da oturuyoruz o zaman.
Ben dahil üçü okula giden dört kardeşiz. Babam işçi, tek maaş, ev kira,
bize verebileceği günlük harçlık da malum. Bir simit parası. Evimiz
ilçenin kenar mahallelerinden birinde ve mahallede gazete bayisi yok.
Çarşıya gitmem lazım. Erkenden gitmem lazım yoksa gazete biter. Evimiz
çarşıyla okulun ortasında. Ders yedide başlıyor. Okula gitmezsem babam
oyar, o posteri alamazsam da kendimi öldürürüm. Çalar saat bile yok
evde, annemin refleksleriyle uyanıyoruz. Ne olur ne olmaz diye sabaha
kadar uyuyamadım. Beş gibi evden çıktım. En az kırk beş dakika yürümem
lazım. Cebimde bir simit parası, babam kızar diye kimseyi uyandırmadan
çıktım evden. Güneş bile doğmamıştı daha.. Korka korka yürüdüm. Tek ve
son paramı adama uzatıp gazeteyi aldım. Poster içinde. Attım gazeteyi
bir kenara. Posteri açtım, hiç unutmuyorum ilk iş uzun uzun kokladım
niyeyse. Baktım sonra bir süre. Sonra kat yerlerinden katlayıp koynuma
soktum. Yağmur başlamıştı hafiften. Bir saatten fazla yürüyüp son anda
derse yetiştim. O öğle bir şey yemedim. Her tenefüs posteri çıkarıp tek
tek Metin'in, Ali'nin, Feyyaz'ın yüzlerine baktım. O gün hiç acıkmadım..
Velhasıl sayın başkan, ben yirmi küsür yıl önce yapacağım fedakarlığı yaptım. Ve biliyorum ki bu ülkede hala on yaşında çocuklar son paralarını verecek kadar seviyorlar takımlarını. Yeter ki siz işinizi yapın. Futbolu kirletmeyin. Futbol en çocuk çocuk gözüyle güzeldir ve masumiyet gerektirir unutmayın..
Velhasıl sayın başkan, ben yirmi küsür yıl önce yapacağım fedakarlığı yaptım. Ve biliyorum ki bu ülkede hala on yaşında çocuklar son paralarını verecek kadar seviyorlar takımlarını. Yeter ki siz işinizi yapın. Futbolu kirletmeyin. Futbol en çocuk çocuk gözüyle güzeldir ve masumiyet gerektirir unutmayın..
16 Aralık 2012 Pazar
Tesirsiz Parçalar 164..
164.
Alışkanlıklara inat alışılmadık bir şey yap
bir güvercin al mesela eğit onu güzelce
sonra bir pusula iliştirip kanadına
yolla ta ordan buraya korkma yakalayabilirim..
Bir şey yapsana haydi herkes bundan etkilensin
haklı bir eylemin tam ortasında mesela
kocaman bir pankart aç üstünde adım yazsın
hakkında yapılacak lümpen eleştirisini boşver
eski solcuyum ben seni anlayabilirim..
Alışık olmadığım bir şey yap artık ne olur
köpeklere gösterdiğin şefkati bana da göster
Sevsene mesela beni alışmadığım şekilde
belki sen seversen beni kendimle barışabilirim..
Alışkanlıklara inat alışılmadık bir şey yap
bir güvercin al mesela eğit onu güzelce
sonra bir pusula iliştirip kanadına
yolla ta ordan buraya korkma yakalayabilirim..
Bir şey yapsana haydi herkes bundan etkilensin
haklı bir eylemin tam ortasında mesela
kocaman bir pankart aç üstünde adım yazsın
hakkında yapılacak lümpen eleştirisini boşver
eski solcuyum ben seni anlayabilirim..
Alışık olmadığım bir şey yap artık ne olur
köpeklere gösterdiğin şefkati bana da göster
Sevsene mesela beni alışmadığım şekilde
belki sen seversen beni kendimle barışabilirim..
15 Aralık 2012 Cumartesi
Tesirsiz Parçalar 163..
163.
Bir insana verdiğiniz değerin, onun gerçekten değerli olmasıyla ya da bunu hak edip etmemesiyle hiç ilgisi yoktur. Değer vereceğiniz insanları kendiniz seçersiniz ve bunu yaparken çoğu zaman ne durumda olduklarına aldırmazsınız. Bunun adı tam olarak 'değer yüklemesi'dir. Yani ona verdiğiniz değerin kaynağı siz olduğunuz için asıl değerli olan karşınızdaki değil sizsinizdir. En azından bir süre öyledir. Ama şunu da göz ardı etmemek gerekir. Birine gereğinden fazla değer verirseniz eğer (artık sürekli kendinizden verdiğiniz için) siz değer kaybetmeye başlarsınız ve onun gözünde ona verdiğiniz değer ölçüsünde değersizleşirsiniz. Soylu ve tutkulu başlayan pek çok yakınlaşmanın son derece sefilce sonlanmasının en büyük nedeni de işte bu durumdur..
Bir insana verdiğiniz değerin, onun gerçekten değerli olmasıyla ya da bunu hak edip etmemesiyle hiç ilgisi yoktur. Değer vereceğiniz insanları kendiniz seçersiniz ve bunu yaparken çoğu zaman ne durumda olduklarına aldırmazsınız. Bunun adı tam olarak 'değer yüklemesi'dir. Yani ona verdiğiniz değerin kaynağı siz olduğunuz için asıl değerli olan karşınızdaki değil sizsinizdir. En azından bir süre öyledir. Ama şunu da göz ardı etmemek gerekir. Birine gereğinden fazla değer verirseniz eğer (artık sürekli kendinizden verdiğiniz için) siz değer kaybetmeye başlarsınız ve onun gözünde ona verdiğiniz değer ölçüsünde değersizleşirsiniz. Soylu ve tutkulu başlayan pek çok yakınlaşmanın son derece sefilce sonlanmasının en büyük nedeni de işte bu durumdur..
26 Kasım 2012 Pazartesi
SOYLU HESAPLAŞMALAR..
-Canım sıkkın be oğlum
-Niye lan?
-Bilmiyorum ki ya. Bir şeyler eksik sanki. Sığamıyorum hiçbir yere. Böyle içimin en derininde nedenini bilmediğim bir huzursuzluk var.
-İbne mi oldun oğlum sen?
-Siktir git oğlum ya ne alakası var?
-Ne bileyim lan baksana entel entel konuşuyon.
-Canım sıkılıyor diyorum oğlum anlamıyor musun? Bir de sen saçma sapan konuşup iyice delirtme adamı.
-Niye lan?
-Bilmiyorum ki ya. Bir şeyler eksik sanki. Sığamıyorum hiçbir yere. Böyle içimin en derininde nedenini bilmediğim bir huzursuzluk var.
-İbne mi oldun oğlum sen?
-Siktir git oğlum ya ne alakası var?
-Ne bileyim lan baksana entel entel konuşuyon.
-Canım sıkılıyor diyorum oğlum anlamıyor musun? Bir de sen saçma sapan konuşup iyice delirtme adamı.
-Tövbe tövbe.. Lan oğlum akıllı ol amına koyim. Asgari ücretle çalışan
adamın iç sıkıntısı mı olur? Geçim sıkıntısı olur.. Fener'e, Tayyip'e,
karıya kıza falan sıkılsana adam gibi iç sıkıntısı neymiş lavuk?
-Lan bi git allah aşkına sıkıntının statüsü mü olur? Param yok diye kendi kendime dertlenemeyecek miyim yani? Bunun da mı hiyerarşisi var koduğumun dünyasında?
-Laflara bak laflara. Statüymüş hiyerarşiymiş kılmış tüymüş. Lan oğlum harbiden gizli ibnelik mi var yoksa sende. Psikoloğa falan mı götürsek n'apsak?
-Lan bi siktir git sokacam şimdi piskoloğuna da sana da. Sana dert anlatanda kabahat.
-İyi lan iyi tamam demedim bişey kızma hemen.. Siktir et şimdi sıkıntıyı falan da n'olur akşamki Marsilya maçı onu söyle.
-İki olur tabi oğlum n'olcak. Kaç haftadır patoz oldu Marsilya gelen geçen çakıyor.
-Ha şöyle be oğlum yüzün gülsün. Hadi gidip kupon yapak adam gibi. Sonra iki bira alıp ardiyede çekeriz.
- İyi tamam. Yalnız bana bak sağda solda anlatırsan yok ibneymiş yok içi sıkılıyomuş falan diye oyarım valla seni haberin olsun. Geçti zaten kalmadı bir şeyim.
-Ayıp ettin hacım ya anlatır mıyım? Ya şu Marsilya'ya üst oynasak daha iyi değil olmaz mı?
-İyi tamam iki kupon yaparız birinde iki birinde üst oynarız. Bira yerine de eşşeğin sidiğini içersin artık.
-Lan kalk hadi tamam kapanacak bayi. İyi ben karışmıyorum şimdi gene üzülürsün için falan sıkılır neme lazım.
-Dalga geçme lan sıçarım valla bacağına.
-Tamam tamam valla şaka yaptım. Kalk gidek hadi.
-Hadi..
-Lan bi git allah aşkına sıkıntının statüsü mü olur? Param yok diye kendi kendime dertlenemeyecek miyim yani? Bunun da mı hiyerarşisi var koduğumun dünyasında?
-Laflara bak laflara. Statüymüş hiyerarşiymiş kılmış tüymüş. Lan oğlum harbiden gizli ibnelik mi var yoksa sende. Psikoloğa falan mı götürsek n'apsak?
-Lan bi siktir git sokacam şimdi piskoloğuna da sana da. Sana dert anlatanda kabahat.
-İyi lan iyi tamam demedim bişey kızma hemen.. Siktir et şimdi sıkıntıyı falan da n'olur akşamki Marsilya maçı onu söyle.
-İki olur tabi oğlum n'olcak. Kaç haftadır patoz oldu Marsilya gelen geçen çakıyor.
-Ha şöyle be oğlum yüzün gülsün. Hadi gidip kupon yapak adam gibi. Sonra iki bira alıp ardiyede çekeriz.
- İyi tamam. Yalnız bana bak sağda solda anlatırsan yok ibneymiş yok içi sıkılıyomuş falan diye oyarım valla seni haberin olsun. Geçti zaten kalmadı bir şeyim.
-Ayıp ettin hacım ya anlatır mıyım? Ya şu Marsilya'ya üst oynasak daha iyi değil olmaz mı?
-İyi tamam iki kupon yaparız birinde iki birinde üst oynarız. Bira yerine de eşşeğin sidiğini içersin artık.
-Lan kalk hadi tamam kapanacak bayi. İyi ben karışmıyorum şimdi gene üzülürsün için falan sıkılır neme lazım.
-Dalga geçme lan sıçarım valla bacağına.
-Tamam tamam valla şaka yaptım. Kalk gidek hadi.
-Hadi..
19 Kasım 2012 Pazartesi
Tesirsiz Parçalar 160-162..
160.
Öfke nüfuz ederken şiddetle damarlarımıza
Ve kırmak birbirimizi başka her şeyden kolayken
Akıl etsek keşke o an ölümü ve ayrılığı
Ölümü düşünen insan kendini nasıl önemser?
Ne daha önemlidir mahkeme-i kübradan!
Ölüm fikri en büyük ego terbiyecisidir
Ölümün olduğu yerde öfke hükmünü yitirir.
Anlaşmak mesele değil elbet bir yolunu buluruz
Sen önce bir abdest al bunları sonra konuşuruz..
161.
Marcel Proust'un ölümünün doksanıncı yıldönümü bugün. Anıt eseri Kayıp Zamanın İzinde nerdedeyse yüz yılı devirmiş bu durumda.. İyi edebiyat tam olarak böyle bir şey işte. Proust şu an yaşayan pek çok yazardan daha genç bence. Mesela Yaşar Kemal (Allah uzun ömür versin) okumayı yıllar evvel bıraktım ben. Belli bir dönemde okunması gerekirdi onun, okuduk bitti. Bundan yüz yıl sonra birileri okumaya devam eder mi hiç bilmiyorum. Ama eminim ki, yüzlerce yıl sonra da birileri tutkuyla Proust okumaya devam edecek ve her canları sıkıldığında, mutsuz olduklarında, ayrıntıların görkeminde kaybolarak kendi anlamsızlıklarından kurtulmak istediklerinde Kayıp Zamanın İzinde'nin gölgesine sığınacak..
Öfke nüfuz ederken şiddetle damarlarımıza
Ve kırmak birbirimizi başka her şeyden kolayken
Akıl etsek keşke o an ölümü ve ayrılığı
Ölümü düşünen insan kendini nasıl önemser?
Ne daha önemlidir mahkeme-i kübradan!
Ölüm fikri en büyük ego terbiyecisidir
Ölümün olduğu yerde öfke hükmünü yitirir.
Anlaşmak mesele değil elbet bir yolunu buluruz
Sen önce bir abdest al bunları sonra konuşuruz..
161.
Marcel Proust'un ölümünün doksanıncı yıldönümü bugün. Anıt eseri Kayıp Zamanın İzinde nerdedeyse yüz yılı devirmiş bu durumda.. İyi edebiyat tam olarak böyle bir şey işte. Proust şu an yaşayan pek çok yazardan daha genç bence. Mesela Yaşar Kemal (Allah uzun ömür versin) okumayı yıllar evvel bıraktım ben. Belli bir dönemde okunması gerekirdi onun, okuduk bitti. Bundan yüz yıl sonra birileri okumaya devam eder mi hiç bilmiyorum. Ama eminim ki, yüzlerce yıl sonra da birileri tutkuyla Proust okumaya devam edecek ve her canları sıkıldığında, mutsuz olduklarında, ayrıntıların görkeminde kaybolarak kendi anlamsızlıklarından kurtulmak istediklerinde Kayıp Zamanın İzinde'nin gölgesine sığınacak..
Toprağın bol olsun büyük usta..
162.
Saçma sapan bir internet sitesinde gördüğüm bir soruyla başladım düşünmeye. Bir süredir aynı şeyi düşünüp duruyorum. Soru şuydu; Yarın öleceğinizi bilseniz son olarak neler yapmak isterdiniz? Yani bugün son gününüz olsa nasıl geçirirdiniz gibi bir şey. Neredeyse hiçbir şey gelmedi aklıma. İnsanların verdikleri cevapları okudum, komik geldi hepsi. Hemen abdest alıp namaza dururum, son ana kadar sevdiklerimle vakit geçirip onlarla vedalaşırım, pompalı tüfek bulup caddeyi kana bularım türünden bir sürü şey yazmışlar. Ben hiçbirini yapmazdım galiba. Sevdiklerimle -ki çok azlar zaten- vedalaşıp onları bir gün önceden üzmenin alemi yok bir kere. Benden sonra ne kadar üzülecekleri ise açıkçası hiç umrumda değil. Bugüne kadar yapmadığım ibadetleri tek seferde halledecekmişim gibi namaza durmak da Tanrıya saygısızlık olur her şeyden önce. O kadar insanı öldürmeye de üşenirim kesin. Velhasıl bu iyi bir şey mi kötü mü bilmiyorum ama yarın ölecek olsam son kez yapmak istediğim hiçbir şey yok benim. Harbiden yok. Aklıma gelen en güzel seçenek şu. Yarın öleceğimi bilsem yatar uyurum.. Bir iki sayfa kitap okurum belki, sonra da götümü devirip fosur fosur uyurum. Zaten insan hayatının bir tür hata olduğunu düşünenlerden olduğum için ve öyle sıkı sıkıya bağlanmayı da beceremediğim için ne üzülürüm ne panik yaparım ne de rahatımı bozarım. Yatar uyurum valla hepsi bu..
Saçma sapan bir internet sitesinde gördüğüm bir soruyla başladım düşünmeye. Bir süredir aynı şeyi düşünüp duruyorum. Soru şuydu; Yarın öleceğinizi bilseniz son olarak neler yapmak isterdiniz? Yani bugün son gününüz olsa nasıl geçirirdiniz gibi bir şey. Neredeyse hiçbir şey gelmedi aklıma. İnsanların verdikleri cevapları okudum, komik geldi hepsi. Hemen abdest alıp namaza dururum, son ana kadar sevdiklerimle vakit geçirip onlarla vedalaşırım, pompalı tüfek bulup caddeyi kana bularım türünden bir sürü şey yazmışlar. Ben hiçbirini yapmazdım galiba. Sevdiklerimle -ki çok azlar zaten- vedalaşıp onları bir gün önceden üzmenin alemi yok bir kere. Benden sonra ne kadar üzülecekleri ise açıkçası hiç umrumda değil. Bugüne kadar yapmadığım ibadetleri tek seferde halledecekmişim gibi namaza durmak da Tanrıya saygısızlık olur her şeyden önce. O kadar insanı öldürmeye de üşenirim kesin. Velhasıl bu iyi bir şey mi kötü mü bilmiyorum ama yarın ölecek olsam son kez yapmak istediğim hiçbir şey yok benim. Harbiden yok. Aklıma gelen en güzel seçenek şu. Yarın öleceğimi bilsem yatar uyurum.. Bir iki sayfa kitap okurum belki, sonra da götümü devirip fosur fosur uyurum. Zaten insan hayatının bir tür hata olduğunu düşünenlerden olduğum için ve öyle sıkı sıkıya bağlanmayı da beceremediğim için ne üzülürüm ne panik yaparım ne de rahatımı bozarım. Yatar uyurum valla hepsi bu..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)