Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

4 Nisan 2014 Cuma

Tesirsiz Parçalar 258-260..

258.
Sıkıntı.. Büyük.. Dağılmıyor ne yapsam. Tuhafım.. Tırnakla et arasındaki pislik gibiyim, gönülsüzce verilen selam gibi, tam namaza duracakken bozulan abdest gibi. Nesli tükenme riski bulunmadığı için kimselerin aklına gelmeyen özelliksiz bir hayvan gibiyim, çarşı iznine askeri kıyafetlerle çıkan vasıfsız er gibi, cari açık gibi, ısınan küre, patlak ampül, yarılmış teker, kokmuş et.. Cami avlusu yerine musalla taşına bırakılmış yatalak bir ihtiyar gibiyim, ingilizce sınavında mal mal etrafa bakınan onikinci sınıf öğrencisi gibi, bozuk küçük ev aleti gibi, kabı yırtık üçüncü sınıf cinayet romanı gibi, Denizaltı'daki sineklik gibi, Afrika'da Ufo, Kuzey Kutbu'nda derin dondurucu gibi.. Ağartmayan dandik çamaşır suyu gibi, onuncu kez kullanılmış yağ gibi...


259.
İyi değilim diyorum herkesin gülesi geliyor
İyi değilim ulan içimde yabancı bir yangın
Valla yalanım varsa vaftizlere geleyim
Sol yanımda gün aşırı revolverler patlasın
Nereden çıkarıyorsunuz benim iyi olduğumu
Efe’ye de anlattım az önce harbiden iyi değilim

Sonu sancılı bir rüyayı ikinci kez görüyorum
Yangın şimdi küçük ama büyüyecek biliyorum..




260.
Ebu Cehil (asıl adı Ömer'dir) ilk günden itibaren Peygamber'in yalan söylediğini hiç düşünmedi. Kendisine gelip Muhammed yalan mı söylüyor ya Ömer diyenlere "asla" diyordu. "O yalan söylemez." Çünkü ona El-Emin lakabını takanlardan biri de Ebu Cehil'di. O güne kadar kim ağzından yalan söz çıktığını duymuştu ki Peygamber'in. Peki diyorlardı madem yalan söylemediğini biliyorsun neden ona inanmıyorsun? "İnanmayan kim?" diye cevap diye cevap veriyordu Ebu Cehil. "Benim onun ağzından çıkan her sözün doğruluğuna itimadım tamdır." Ee diyorlardı neden iman etmiyorsun o zaman? Ne kadar da ibretliktir aslında Ebu Cehil'in onlara verdiği cevap. Diyordu ki " Aklım Muhammed'in doğru söylediğini biliyor ama kalbim kabul etmiyor. Benim gibi soylu, asil biri dururken Allah'ın onu pegamberi olarak seçmesini içime sindiremiyorum !.. "


Kibir ve gurur insanın en büyük düşmanıdır. Eğer kontrolünüzü kibrinize ve gururunuza terk ederseniz bir süre sonra kendi aklınıza bile ihanet etmeye başlarsınız..




22 Mart 2014 Cumartesi

NİHİLİZMİN ANLAMI, KIRMIZI TUBORG VE FUZULİ

Önlerinde geniş bir boşluk, içlerinde derin bir sıkıntı, tepelerinde sikik bir güneş ve ceplerinde üç kırmızı tuborg biraz da leblebi parası vardı. Bırakın gülmeyi, gülümsemek için bile hiçbir neden yoktu. İşte buna gülünür dedi adam içinden. Susuldu hayli. Sonra sessizlikten korkan kadın mırıldandı.

"Seçimler de yaklaştı", dedi.

Adam bir şey söylemedi. Sessizce onayladı kafasıyla. Sonra sordu kadın;

"Solcu musun sen?"
"Yok. Nihilistim ben."
"O ne?"
"Hiç!"

Adamın o an en büyük meselesi saat on olmadan tekel bayiine kimin gideceği idi. Nihilizm üşenmektir diye başlayan bir tirad savursam kadını etkileyip bira almaya gönderebilir miyim diye düşündü önce, sonra ona da üşendi.

"Saat de geç oldu" dedi, mırılıtı raconunu bozmayarak.

Kadın kalkıp gitmesi gerektiğini anladı. Anlamamış gibi yaptı. Adam da kadının anlayıp da anlamamış gibi yaptığını anladı. Canı iyice sıkıldı. İstemeden de olsa, tekrar bozdu sessizliği.

"Nihilizm nedir biliyor musun? Geri zekalının biri zamanında Hiççilik diye çevirmiş Türkçeye ama saçmalamış. Nihilizm, saçmalık demektir. Anlamsızlık demektir nihilizm. Hayatın, senin kadar, benim kadar, bu park kadar, seçimler kadar, evren kadar saçma ve anlamsız olmasıdır!"

Kadın yine bir şey söylemedi. Adam da nasıl bu kadar uzun cümle kurdum diye şaşırarak usulca doğruldu yerinden ve tekel bayiine doğru yürümeye başladı. Biraları aldı. Ama canı kadının yanına dönmek istemedi. "Dönmek saçmalıktır", dedi kendisini bile şaşırtacak kadar yüksek bir sesle. Hızlı adımlarla su boyuna yöneldi. Suya yaklaşınca yavaşladı. Birasından geniş bir yudum aldı. Şarkı söylemek istedi. Dilinin ucuna gelen bütün şarkılar saçma geldi. Yıldızlar git gide yaklaşıyordu sanki. Kadın çoktan dönmüş olmalıydı evine. İkinci birayı açarken, "ne saçma" dedi adam, bu kez neyi kastettiğini bilmeden. Sonra Fuzuli'nin beyiti geldi aklına. Galiba duruma uygun olan ve saçma olmayan tek şey o iki sihirli cümleydi..

"Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge
Ne açar kimse kapım bâd-i sebâdan gayrı"

HURUC ALESSULTAN

Yakasına kırmızı karanfil taksın devlet, tanınsın
İç ve dış temsilciliklerde havaya iki el ateş açılsın
Çam ağaçlarının altında zabıtayla polis öpüşsün
Suç işleyen kedileri idare edin bu bahar
Beni ve söylediklerimi derhal aklınızdan çıkarın
Tek bir vasiyetim var size kavgada ve esenlikte
Anneme iyi bakın

O böyle olsun istemezdi ben böyle olsun istemezdim
Siz böyle olsun istemezdiniz geçiniz bunları geçiniz
Uyarmıştınız bizi biliyorum geçiniz efendim geçiniz
Çıkınımda bol nasihat, yüklendim gidiyorum
Kullanılmış bir gök bırakıyorum size ve çarkı bozuk bir zippo
'Huruc alessultan' diye sokaklarda bağırmayın

Yağmurun tadını çıkarın atların ve mazot fiyatlarının
Hergün en az iki saat televizyonunuzu açık bırakın
-Çocuk onbeşinde öldü, yaşasın demokrasi!-
Anlayanlar anlamayanlara anlatsın gitmek ne demek!
Anlamıyorlarsa da bırakın, kendinizi yormayın

Aleladelik çağı bu masumiyetten bir sonra
Çağ açıldı çağ kapandı oturun buna ağlayın
Anlamak ağrıyı artırır bunu öğrendim giderayak
Ben kurtuluyorum valla siz kendi derdinize yanın..

SESİM KIRIK SAÇ TELİ

Konuştukça uzaklaşıyorum gün be gün çocukluğumdan
Susmak günümü ağartıyor, sesim kırık saç teli
Bir üzünçlük mesafe var ikimizin arasında
Arkamızda aydınlanma, hümanizm, kentsoylular
Bilincimin altını bir ellesen korkarsın
Orada saklı evimiz ve adını bilmediğim çocuklar
Muhatapsız bir vahiy şehrin üstünde asılı
Tanrı umudunu kesmiş bizden, ben sesimin derdindeyim
Konuşsam olmaz şimdi çocukluğum bu gece lazım
Oyuncaklarımla geleceğim sana sesim hiç çıkmayacak
İliştir beni köşene, yatağının sağ yanına
Kıpırtısız dururum bir süre, yanında kıpırdanır mı hiç?
Önümüzde hürriyet, harita, nane likörü
Ve 'Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, başka türlüsü güç..'

16 Mart 2014 Pazar

Tesirsiz Parçalar 257..

257.

Bir deniz kenarı düşlüyorum. Sakin, kıpırtısız ve huzurlu. Yönüm güneşe dönük. İnsanın Azrail bile gelse gülümseyerek karşılayabileceği kadar güzel her şey. Sonra birdenbire iri kara bir sinek biçimsiz vızıltısıyla önce kafamın üzerinde pike yapıyor, sonra da terli göbeğimin ortasına konuyor. Kovuyorum elime. Üşengeç in kalklardan başka bir işe yaramıyor bu hamle. Göbeğimden bacaklarıma, bacaklarımdan enseme, ensemden tekrar göbeğime... Kararlı hareketlerle kovmak değil öldürmek üzere hamle yapmaya başlıyorum bu kez. Beceremiyorum. O an fark ediyorum. İğrenç şekilde terliyim. Ve yalnızım. Sonra insan artığı pet şişeleri fark ediyorum. Plajın biçimsiz taşlarına takılıyor sonra gözüm. Deminden beri huzurla baktığım güneş cehennem zebanisi gibi görünmeye başlıyor artık. Amına kodumun sineği duruyor hala yerinde. Mücadele etmekten vazgeçtim. Sadece kalkmak istiyorum... Odama gitmek istiyorum...

Öyle işte... Ne zaman güzel bir şey düşlemeye kalksam saçma bir sinek musallat oluyor düşümün göbeğine. Kendi kafamda yarattığım sinekle bile mücadele edemiyorum. Hayal kırıklıkları, delirten özlemeler, üşenmeler ve can sıkıntısı ve can sıkıntısı ve hiç azalmayan can sıkıntısı. Hepsinin obsesif karşılığı sinek oluyor bende. Kafka'nın böceği varsa benim de sineğim var lan diyorum kendi kendime. Sebep olanların gözü kör olsun!

11 Mart 2014 Salı

ON DAKİKA

On dakikadır kafamda uçsuz bucaksız bir yeşil
Ve kesileceğinden habersiz yeşilliklere gömülüp
Sakin sakin otlayan bir kuzunun huzuru
Hayat ne tuhaf allahım nelere özeniyor insan
Az önce oturup saydım tam altı yerim ağrıyor
Atıl bir ardiye çöpü gazı kaçmış kutu kola
Aptallığın sınırı yok nelere benzetiyor kendini insan
Kahvelere girip çıktım parkların etrafından dolaştım
Gülümser gibi oldum bir ara her şeye yeniden başladım
On dakika...

On dakika geçti sonra kafamın içi komple gri
Ateşe verdim kuzuyu otları ve kahveleri
Bir çokken bir hiç aslında her şey nasıl da karışık
Bir daha kontrol ettim ağrılar yerinde duruyor
Ben yerimde duruyorum hep o hep yerinde duruyor
Parkları boş verdim tamam kahveleri boş verdim
Onu bir görsem yeminle bütün ağrılarım geçecek
Burada veya orada bir görsem onu allahım
On dakika...

Tesirsiz Parçalar 256..

256.
Kapitalizmin vicdan temizleme araçları yardım konserleri, sms'ler ve makarnadır. U2 yardım konseri düzenler. Geliriyle Ruanda'daki açlara yardım edilecektir. Kapitalizmin modern insanı büyük bir coşkuyla konsere gider, yüz sterlin verip bilet alır ve görevini yapmış olmanın huzuruyla evine döner. Grubun solisti Bono'nun aynı akşam başbakan Cameron'u yatında ağırladığını, beraber yemek yediklerini ve Ruanda'daki iç savaşın sorumlularından birinin Cameron olduğunu bilmez. Suriye'den onbinlerce mülteci sığınır ülkesine modern insanın. Ve alicenap halkımız makarna seansları düzenleyip ayni yardım toplayarak vicdanına mastürbasyon yaptırır. Aynı makarna bazen oya da tahvil edilebilir lakin o başka bir yazının konusu. Bazen de Somali'deki aç çocuk görüntülerinin fluluğunda şöyle bir mesaj görülür. Yardım yaz boşluk bırak ebesinin .mına gönder ve beş tl. lik bağışta bulun. Hemen telefonlar kınından çekilir, sms atılır ve sorumluluğu yerine getirmenin vakur tavrıyla başlar yastığa konulur..

Bazen şehrin en yüksek binasının tepesine çıkıp avazım çıktığı kadar bağırmak istiyorum. Sizin uygarlığınızın da sisteminizin de şefkatinizin de .mına koyayim diye. Ama yapamıyorum. Yükseklik fobim var anasını satayım neyleyim!