159.
40 metrekare odaya sığınmış 8 kişilik aile kadar kalabalıktı kafam. İyi bir şeyler olsun istemiştim oysa. Dakikalarca düşündüm ne yapabilirim diye, aklıma hiçbir şey gelmedi. Kalkmaya yakın aklıma gelen tek ihtimale sarıldım. "Çorba" dedim. Gerisini içimden söylemişimdir mutlaka, duymamış. "Çorba" dedim. "Efendim" dedi. Efendim dedi bana. Baktı. Yok yok önce duydu beni, sonra baktı. İki kere fark etti. Önce kulağıyla sonra gözüyle. "Efendim". Anlamamış meğer. Kendimi ve kelimeleri toplamaya çalışarak tekrar ettim. "Birer çorba içelim mi çıkınca?" Güldü. Hep gülseydi keşke. Kısa sürdü. "Belli bir saatten sonra bir şey yemiyorum" dedi. Kilo yapıyormuş. Kilonu sikeyim senin dedim, içimden tabi. Demedim dışımdan bir şey. Hızlıca dışarı çıktım. Taksiye bindim. Taksici abi Tosya'lıymış. Köyünü falan anlattı yol boyu, bense bir punduna getirip kendim dahil ne varsa içimde kusabilir miyim diye manuel kol mahkumu kirli cam aralığından boşluğa bakıp durdum. Bulamadım tabi o boşluğu, her yer bina olmuş.. Abinin anlatacakları bitmek bilmedi. Yol bitti allahtan. Eve girdiğimde o kadar güçsüzdüm ki kusmak dahil her boka üşeniyordum. Biraz sustum, biraz güldüm, galiba biraz da ağladım.Kusmadım ama. Bu arada farkında olmadan bilgisayarı da açmışım. Cengiz Kurtoğlu`na eşlik ederken yakaladım kendimi;
"Gelmeyin üstüme sakın gelmeyin
Dostu arkadaşı kırarım bugün
Gözümde anılar canlandı yine
Kadehi şişeyi kırarım bugün.."
Ağladım sonra.. Sonra güldüm.. Sonra da sustum. Hiç kusmadım. Canım hiç çorba istemedi. Hiç geçmeyen baş ağrısı gibi hissettim kendimi. Farkına varılmadan bitmiş sigara paketi gibi. 89'la atanamamış öğretmen adayı gibi..
Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı
17 Kasım 2012 Cumartesi
9 Kasım 2012 Cuma
Tesirsiz Parçalar 157-158..
157.
İntikamımız acı olacak Gölge. Öyle bir oyun oynayacağız ki onlara, bizi oyunlarına almadıklarına pişman olacaklar.Yanlış anladınız bizi diyecekler, severdik aslında sizi, çağırmıştık ama duymadınız.. İnanmayacağız Gölge, bu kez merhamet etmeyeceğiz. "İsa Yahuda'yı bağışlamıştı Sahip,biz de bir şans versek" Halt etmiş, biz etmeyeceğiz. İki bin yıl geçti, o defter kapandı. Biz yenisini yazacağız. İnsanlığın yeni bir kurtarıcıya ihtiyacı var. Azıcık sabretsinler Gölge, öyle bir oyun oynayacağız ki onlara, felaketleri kurtuluşları olacak..
158.
Çocukken farketmiyor insan Gölge. Oyunlar gerçekten oyun gibi oluyor o zaman. Alınmadığımız oyunlara, alınmıyoruz. İçlensek bile, yeni bir topla beliren üç beş çocuk görünce geçiveriyor içlenmişliğimiz.Büyükler çok acımasız Gölge, büyümeseydik keşke biz.Gerçi sen hep aynı yaştasın ama ben, ruhum yüz yaşında neredeyse..Yoruldum artıkGölge..
İntikamımız acı olacak Gölge. Öyle bir oyun oynayacağız ki onlara, bizi oyunlarına almadıklarına pişman olacaklar.Yanlış anladınız bizi diyecekler, severdik aslında sizi, çağırmıştık ama duymadınız.. İnanmayacağız Gölge, bu kez merhamet etmeyeceğiz. "İsa Yahuda'yı bağışlamıştı Sahip,biz de bir şans versek" Halt etmiş, biz etmeyeceğiz. İki bin yıl geçti, o defter kapandı. Biz yenisini yazacağız. İnsanlığın yeni bir kurtarıcıya ihtiyacı var. Azıcık sabretsinler Gölge, öyle bir oyun oynayacağız ki onlara, felaketleri kurtuluşları olacak..
158.
Çocukken farketmiyor insan Gölge. Oyunlar gerçekten oyun gibi oluyor o zaman. Alınmadığımız oyunlara, alınmıyoruz. İçlensek bile, yeni bir topla beliren üç beş çocuk görünce geçiveriyor içlenmişliğimiz.Büyükler çok acımasız Gölge, büyümeseydik keşke biz.Gerçi sen hep aynı yaştasın ama ben, ruhum yüz yaşında neredeyse..Yoruldum artıkGölge..
25 Eylül 2012 Salı
21 Eylül 2012 Cuma
Tesirsiz Parçalar 155..
155.
Yedi sekiz yıl kadar önceydi. Belki biraz daha eski, ikibinlerin başı gibi belki, emin değilim. Dışarı çıkmak istemediğim, tamamını evde geçirdiğim nadir günlerin birinde odamın kasvetinden bunalıp kapının önüne çıkmıştım sigara içmek için. Annem taburede oturmuş el işiyle uğraşıyordu. Yanına çöküp sigaramı yaktım. Ortalarına kadar neredeyse hiç konuşmadık. Uzun Samsun içiyordum o zamanlar, ismi gibi içimi de hayli uzun sürüyordu. Bir ara kafamı kaldırdım, çaprazımızdaki sokak çöplüğünde temiz yüzlü ve temiz kıyafetli bir teyzeyi çöp karıştırırken gördüm. Daha önce görmemiştim buralarda. Anneme gösterdim ve sordum kim bu teyze diye. 'haa' dedi 'o mu? ...... Teyze' (hatırlayamadım şimdi ismini). Arka sokağımızda, iki odalı kerpiç bir evde oturuyormuş torunlarıyla. Oğlu gelinini vurmuş iki yıl önce. Kadın mezara, adam hapse yollanmış. En büyüğü sekiz yaşında olan üç torunuyla bir başına kalakalmış teyze. Hiçbir geliri olmadığından ve muhtarlık kanalıyla gelen yardım da bir halta yaramadığından çocukların karnını doyurup evin ihtiyaçlarını karşılamak için sokaklarda kağıt ve teneke kutu toplayıp satmaya çalışıyormuş. Kola ya da bira içip attığımız teneke kutuların toplanıp satılabildiğini ilk o gün öğrendim. Merak ettim ne kadar kazandığını. Bir rakam söyledi annem. Aşağı yukarı o zamanlar içtiğim sigara parası kadar bir şey. Şimdiki beş Tl. civarında bir para. Kafamda otuzla çarptım, içim buruldu. Bu kadarcık parayla nasıl geçinilir? Bırakın başka her şeyi nasıl karın doyurulur? Üzüldüm epey. Sonra sigara bitti, eve girdim..
Sonra.. Sonra hiçbir şey olmadı. Teyze ve torunları için hiçbir şey yapmadım, yapanı da duymadım. Süratle (muhtemelen aynı gün içinde) unuttum zavallı hikayelerini. Bir kaç hafta sonra Kısa Parlıament içmeye başladım olaydan tamamen bağımsız olarak..
Bu kadar.. Bütün hikaye bu kadar. Özeti de şu : Allah aşkına bırakın büyük insanlık idealleri vs. zımbırtılarını. Herkes herkesin bir sigara içimi kadar umurunda. Bir sigara içimi üzülüp, bir sigara içimi dertleniyor sonra sigaramızı söndürüp, boktan heveslerimizin peşine takılıp yanıbaşımızdaki insanların trajedilerini süratle unutuyoruz hepsi bu..
Yedi sekiz yıl kadar önceydi. Belki biraz daha eski, ikibinlerin başı gibi belki, emin değilim. Dışarı çıkmak istemediğim, tamamını evde geçirdiğim nadir günlerin birinde odamın kasvetinden bunalıp kapının önüne çıkmıştım sigara içmek için. Annem taburede oturmuş el işiyle uğraşıyordu. Yanına çöküp sigaramı yaktım. Ortalarına kadar neredeyse hiç konuşmadık. Uzun Samsun içiyordum o zamanlar, ismi gibi içimi de hayli uzun sürüyordu. Bir ara kafamı kaldırdım, çaprazımızdaki sokak çöplüğünde temiz yüzlü ve temiz kıyafetli bir teyzeyi çöp karıştırırken gördüm. Daha önce görmemiştim buralarda. Anneme gösterdim ve sordum kim bu teyze diye. 'haa' dedi 'o mu? ...... Teyze' (hatırlayamadım şimdi ismini). Arka sokağımızda, iki odalı kerpiç bir evde oturuyormuş torunlarıyla. Oğlu gelinini vurmuş iki yıl önce. Kadın mezara, adam hapse yollanmış. En büyüğü sekiz yaşında olan üç torunuyla bir başına kalakalmış teyze. Hiçbir geliri olmadığından ve muhtarlık kanalıyla gelen yardım da bir halta yaramadığından çocukların karnını doyurup evin ihtiyaçlarını karşılamak için sokaklarda kağıt ve teneke kutu toplayıp satmaya çalışıyormuş. Kola ya da bira içip attığımız teneke kutuların toplanıp satılabildiğini ilk o gün öğrendim. Merak ettim ne kadar kazandığını. Bir rakam söyledi annem. Aşağı yukarı o zamanlar içtiğim sigara parası kadar bir şey. Şimdiki beş Tl. civarında bir para. Kafamda otuzla çarptım, içim buruldu. Bu kadarcık parayla nasıl geçinilir? Bırakın başka her şeyi nasıl karın doyurulur? Üzüldüm epey. Sonra sigara bitti, eve girdim..
Sonra.. Sonra hiçbir şey olmadı. Teyze ve torunları için hiçbir şey yapmadım, yapanı da duymadım. Süratle (muhtemelen aynı gün içinde) unuttum zavallı hikayelerini. Bir kaç hafta sonra Kısa Parlıament içmeye başladım olaydan tamamen bağımsız olarak..
Bu kadar.. Bütün hikaye bu kadar. Özeti de şu : Allah aşkına bırakın büyük insanlık idealleri vs. zımbırtılarını. Herkes herkesin bir sigara içimi kadar umurunda. Bir sigara içimi üzülüp, bir sigara içimi dertleniyor sonra sigaramızı söndürüp, boktan heveslerimizin peşine takılıp yanıbaşımızdaki insanların trajedilerini süratle unutuyoruz hepsi bu..
16 Eylül 2012 Pazar
Tesirsiz Parçalar 153-154..
153.
Fernando Pessoa, Huzursuzluğun Kitabı adlı -anıt eser- inde insan ırkına ve onun yarattığı medeniyete meydan okur. Ona göre bütün duygular zamanla değişir, dönüşür ve ölür. Kalıcı olan tek ruh hali huzursuzluktur. Var olmaktan kaynaklanan nihai huzursuzluğun deyim yerindeyse tunçtan heykelini diker büyük usta. Hayatta kalabilmek için para kazanmak zorunda olan ve bunun için her sabah alarmla uyana
n bizlere yaklaşık yüz yıl önceden şunları söyler Pessoa; Hayatta kalabilmek için nefret ettiğiniz işler yapacaksınız ve çalıştığınız her gün içinizdeki nefret biraz daha artacak. Git gide sadece yaptığınız işten değil kendinizden de nefret edeceksiniz. Ama bir taraftan da nefret ettiğiniz kendinizin varlığını sürdürebilmek için daha da hayvanca çalışmak zorunda kalacaksınız. Ve pek çoğunuz bu boktan varoluşunuzu sonlandıracak cesarete sahip olamayacağınız için, bu lanet paradoksun dişlileri arasında öğütüleceksiniz. Yaşam denilen hikayenin özeti bu işte. Ne demişti Schophenhauer her yeni doğan insan taslağı için? Dünyaya hoş geldiniz orospu çocukları..
154.
Küçük Prens'in uğradığı gezegenlerin birinde karşılaştığı ayyaştan hiçbir farkımız yok. Canımız sıkılıyor, çıkıp bir şeyler içmek istiyoruz sıkıntıyı dağıtmak için, sonra bir bakıyoruz canımız daha çok sıkılmış. Sıkıntıdan kurtulmak için içiyoruz ve içtikçe daha çok sıkılıyoruz. Biz de unutmak istiyoruz. Unutmak için içiyoruz. Neyi unutmak için? Neden içtiğimizi. Neden içiyoruz? Unutmak için..
Fernando Pessoa, Huzursuzluğun Kitabı adlı -anıt eser- inde insan ırkına ve onun yarattığı medeniyete meydan okur. Ona göre bütün duygular zamanla değişir, dönüşür ve ölür. Kalıcı olan tek ruh hali huzursuzluktur. Var olmaktan kaynaklanan nihai huzursuzluğun deyim yerindeyse tunçtan heykelini diker büyük usta. Hayatta kalabilmek için para kazanmak zorunda olan ve bunun için her sabah alarmla uyana
n bizlere yaklaşık yüz yıl önceden şunları söyler Pessoa; Hayatta kalabilmek için nefret ettiğiniz işler yapacaksınız ve çalıştığınız her gün içinizdeki nefret biraz daha artacak. Git gide sadece yaptığınız işten değil kendinizden de nefret edeceksiniz. Ama bir taraftan da nefret ettiğiniz kendinizin varlığını sürdürebilmek için daha da hayvanca çalışmak zorunda kalacaksınız. Ve pek çoğunuz bu boktan varoluşunuzu sonlandıracak cesarete sahip olamayacağınız için, bu lanet paradoksun dişlileri arasında öğütüleceksiniz. Yaşam denilen hikayenin özeti bu işte. Ne demişti Schophenhauer her yeni doğan insan taslağı için? Dünyaya hoş geldiniz orospu çocukları..
154.
Küçük Prens'in uğradığı gezegenlerin birinde karşılaştığı ayyaştan hiçbir farkımız yok. Canımız sıkılıyor, çıkıp bir şeyler içmek istiyoruz sıkıntıyı dağıtmak için, sonra bir bakıyoruz canımız daha çok sıkılmış. Sıkıntıdan kurtulmak için içiyoruz ve içtikçe daha çok sıkılıyoruz. Biz de unutmak istiyoruz. Unutmak için içiyoruz. Neyi unutmak için? Neden içtiğimizi. Neden içiyoruz? Unutmak için..
8 Eylül 2012 Cumartesi
Tesirsiz Parçalar 152..
152.
hikayeymiş esasında buz dağının görünen yüzü
asıl dert günbegün içimizi kemirmekteymiş
ikimiz tokuşturken karşılıklı iyi niyetlerimizi
öfkemizi nasıl yapalım? biriktirdikçe kabaran
güzel günler güzel şeyler lakırdıları etsek bile
samimiyetsiz her güzel söz intikam vesilesidir
içimize attıklarımızın dipten gelen kükremesidir
-intihar ve intihal arasındaki ses uyumuna dikkat!-
intihar test edilmiş bir intihal girişimidir
her türden sevmenin ve sevişmenin ve özlemenin
sonrasına nasıl soktuk bunca kötülüğü, hayret
hayret ki ellerimi iftiharla tutan ellerin
inatla pantalonunun ceplerine hapsedilmişken
rahat bıraksan bile, kesik tırnaklarına rağmen
tanımak içimden gelmez, tanımazlıktan gelirim
sokak lambaları ve kadınları affetsin
ve affetsin üzerinde uzandığımız yeşil alanlar
biz şimdi seninle iki yabancı bile değilken
susmanın konuşmaktan kıymetli olduğu şu an
titreyen dudaklarımızı susuzluğa
ve yaşaran gözlerimizi sigara dumanına ihale edip
elveda bile demeden dönüp sırtımızı gitmeliyiz..
asıl dert günbegün içimizi kemirmekteymiş
ikimiz tokuşturken karşılıklı iyi niyetlerimizi
öfkemizi nasıl yapalım? biriktirdikçe kabaran
güzel günler güzel şeyler lakırdıları etsek bile
samimiyetsiz her güzel söz intikam vesilesidir
içimize attıklarımızın dipten gelen kükremesidir
-intihar ve intihal arasındaki ses uyumuna dikkat!-
intihar test edilmiş bir intihal girişimidir
her türden sevmenin ve sevişmenin ve özlemenin
sonrasına nasıl soktuk bunca kötülüğü, hayret
hayret ki ellerimi iftiharla tutan ellerin
inatla pantalonunun ceplerine hapsedilmişken
rahat bıraksan bile, kesik tırnaklarına rağmen
tanımak içimden gelmez, tanımazlıktan gelirim
sokak lambaları ve kadınları affetsin
ve affetsin üzerinde uzandığımız yeşil alanlar
biz şimdi seninle iki yabancı bile değilken
susmanın konuşmaktan kıymetli olduğu şu an
titreyen dudaklarımızı susuzluğa
ve yaşaran gözlerimizi sigara dumanına ihale edip
elveda bile demeden dönüp sırtımızı gitmeliyiz..
3 Eylül 2012 Pazartesi
Bürokratik Şiir..
Kartal Nüfus Müdürlüğü'nün önünde bekle beni
martılar uğramaz buraya korkma en fazla
bir kaç boyacı çocuk inceden taciz eder
ben hepsini hallederim sen hiç endişe etme
al bohçanı, kimliğini, sal saçlarını biteviye
Kartal Nüfus Müdürlüğü'nün önünde bekle beni..
Kartal Nüfus Müdürlüğü'nün önünde bekle beni
korkma oy verdiğimiz partiden değil belediye başkanı
kız kulesi, galata külahı uzak buraya amenna
ama artık metro var kadıköy yarım saat kadar
sen bir gel gerisi kolay tam dolu akbilim var
Kartal Nüfus Müdürlüğü'nün önünde bekle beni..
Kartal Nüfus Müdürlüğü'nün önünde bekle beni
terli gelirim biraz korkma! sönmez bizim oralarda
al sancaklarda titrer gibi görünse de silüetim
ya severim ya terk eder ortası yok merak etme
beklemezsen kırılır tüm inancım ve cesaretim
Kartal Nüfus Müdürlüğü'nün önünde bekle beni..
Kartal Nüfus Müdürlüğü'nün önünde bekle beni
beklemek buralarda seni seviyorum demenin
jestsiz ve mimiksiz ifade edilmesidir
ben seni seviyorum burjuva semtlerine inat
Kartal Nüfus Müdürlüğü'nün önünde bekle beni..
martılar uğramaz buraya korkma en fazla
bir kaç boyacı çocuk inceden taciz eder
ben hepsini hallederim sen hiç endişe etme
al bohçanı, kimliğini, sal saçlarını biteviye
Kartal Nüfus Müdürlüğü'nün önünde bekle beni..
Kartal Nüfus Müdürlüğü'nün önünde bekle beni
korkma oy verdiğimiz partiden değil belediye başkanı
kız kulesi, galata külahı uzak buraya amenna
ama artık metro var kadıköy yarım saat kadar
sen bir gel gerisi kolay tam dolu akbilim var
Kartal Nüfus Müdürlüğü'nün önünde bekle beni..
Kartal Nüfus Müdürlüğü'nün önünde bekle beni
terli gelirim biraz korkma! sönmez bizim oralarda
al sancaklarda titrer gibi görünse de silüetim
ya severim ya terk eder ortası yok merak etme
beklemezsen kırılır tüm inancım ve cesaretim
Kartal Nüfus Müdürlüğü'nün önünde bekle beni..
Kartal Nüfus Müdürlüğü'nün önünde bekle beni
beklemek buralarda seni seviyorum demenin
jestsiz ve mimiksiz ifade edilmesidir
ben seni seviyorum burjuva semtlerine inat
Kartal Nüfus Müdürlüğü'nün önünde bekle beni..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)