Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

31 Ocak 2011 Pazartesi

Müstakbel Sevgilime Alternatif Özgeçmiş....

Yüksek sesle konuşma olur mu benimle? Fısılda yeter, duyarım ben, bağırma ne olur.. Ve lütfen benim sesimin yüksek perdeden çıkmasına da aldırma. Kalabalık evde büyüdüğüm için birbirimize bağırmadan duyuramazdık sesimizi. O yüzden küçük harflerle konuşmayı bir türlü beceremedim. O zamanlar da farkındaydım aslında, ne kadar çok bağırırsam o kadar az anlaşılıyordum, ama bu bir aile geleneğiydi. En çok babam bağırırdı anneme, ara sıra da annem babama. Öyle anlarda kendimi mutfağa kapatırdım ve seslerini duymamak için bağıra çağıra saçmalardım. (Saçmalamaya meyyalim ta o zamanlardan miras olmalı) Ama ne yaparsam yapayım duyardım. Ya ellerim çok küçüktü ya da kulaklarım çok büyük. Bir türlü tam olarak kapatamazdım. Mutfak kapısının altından sızan ses, kapatamadığım kulağımın içinden beynime girerek beni yiyip bitirirdi. Hiçbir şey anlamazdım. Neden kavga ettikleri hakkında da hiçbir fikrim yoktu. Galiba onlar da bilmiyorlardı nedenini. Onlar amaçsızca birbirlerine bağırırdı, ben de kendime. Yıllarca sürdü bu drama ve kulaklarımla ruhum arasındaki zar yavaş yavaş yırtıldı. Şimdi sen ne zaman benimle yüksek sesle konuşsan, kulağım değil ruhum titriyor sanki. Yapma olur mu? Bana bağırma, fısılda yeter, duyarım ben..

İnceliklerden pek nasiplendiğim söylenemez. Yıllarca kendimle ve herkesle girdiğim kavga bedenimde kirpi oklarının oluşmasına neden oldu. Şimdi sen elini uzattıkça canını yakacaklardır. Normal.. Eğer istersen ve yeterince sabredebilirsen onları tek tek koparman mümkün. Ama iyi düşünmelisin, eğer yarıda bırakacaksan hiç başlama ne olur. Ya tamamen yol at bütün dikenleri, ya da hiç uğraşma..

Beni anlamadığın zamanlar da olacaktır. Saçmaladığım, ne yaptığımı bilmediğim.. Anlamaya çalıştıkça ve anlayamadıkça sinirleneceksin. Ama şunu unutma, öyle anlarda ben de bilmiyorumdur neyi neden anlatamadığımı. Bana yardım et, beraber anlamlandıralım beni. Kırılma, küsme, kaçma.. Senin gücün benden sevilebilecek bir adam yaratmaya yeter, unutma..

Bir insan nasıl sevilir hatırlamıyorum. Öğret bana. Tut elimden, gözlerimin içine bak, okula başlamış çocuğa alfabeyi öğretir gibi, kırk yıllık budiste namaz kılmayı öğretir gibi, sabırla öğret bana seni sevmeyi. Merhameti ve şefkati elden bırakma. Öyle bir bak ki bana, hırçınlığım gözlerinin buğusundan utanıp kendi kendini yok etsin..

İçimde herkesten gizlediğim küçücük bir çocuk saklı. İster tut elinden büyüt, istersen de öldürelim beraber. Ama ne olur onu kandırmaya kalkma..

Çok hayal kırıklığı yaşadım. Belki de geçen ömrümün özetidir kocaman bir hayal kırıklığı. Böyle olsun istemezdim tabi. Her yola çıktığımda güzel şeyler hayal ettim aslında. Ama işte iyi niyet iyi bir yaşantı için yeterli olamıyor. Şimdi yine bir kavşaktayım. Ve yine saflık derecesinde iyi niyetliyim. Hayal kurmaktan korkuyorum sadece Bana yardım et, artık kırılmayacak hayalleri beraber kuralım. Doğru düzgün hayaller kurmayı öğret bana..

29 Ocak 2011 Cumartesi

Sitem..

..sen farketmiştin zaten daha ilk konuşmamızda benim hiç zeki biri olmadığımı değil mi? Böyle şeyler saklanmıyor malesef. Ben ne kadar tersiymiş gibi davransam da kafası çalışmayan şapşalın tekiyim itiraf ediyorum artık. Ama yine de insanların özürleriyle dalga geçip eğlenmek hoş değil. Yani şeye benziyor bu. Hani deliler olur ya mahallelerde. Sokaklarda falan yatıp kalkarlar, bildiğin deli işte. ve çocuklar o zavallı adamlara yapmadıklarını bırakmazlar. Taşlarlar, kovalarlar, küfür edip dalga geçerler. Aslında bundan o çocukların kötü oldukları anlamı çıkmaz. Bu onların eğlence anlayışıdır ve yaptıklarının kötü olduğunu da düşünmezler. Düşünseler zaten yapmazlar öyle şeyler. Yani niyetleri kötü değildir.. Ama işte hiçbir iyi niyet de yapılan fenalığı ortadan kaldırmaz. Neyse işte başa dönmem gerekirse insanların saflıklarıyla, zaaflarıyla hatta zaman zaman özürlülük derecesine ulaşan zekasızlıklarıyla eğlenmek gerçekten de eğlenceli olabilir. Ama hiç adil olmadığı kesin. Ve çok acımasızca olduğu da. Bence yapmamak lazım.. Yapmasan olmaz mı? Hadi işine bak artık, gösteri bitti..

28 Ocak 2011 Cuma

Hayal kırıklıkları Kitabı..

Yüz bilmem kaç bin kelime var Türkçede. Ve içlerinde en çok benimsediğim ikisi "hayal kırıklığı". Orta büyüklükte iki kelimeden oluşan bu söz öbeği kişisel tarihimi bir çırpıda özetliyor sanki.Hayalle başlayan her şey kırılır ve biter.. Hayal ve kırılma; varlık ve yokluk gibi diyalektik dengenin birer tezahürüdür aslında. Bütün hikayelerimiz hayalle başlar. Hayaller güzeldir. İnsan kötü hayaller kurmaz. Gerçek denilen sıkıcılığa tabi değildir onlar. Ama ölü doğarlar çoğu zaman. Ya da çok çabuk ölürler.. Bir kaç yıldır "Hayal kırıklıkları kitabı" kurguluyordum kafamda. Ufak ufak notlar almaya başlamıştım bile. Ama yakın zaman önce öğrendim ki Avusturya'lı bir kadın yazar benden çok önce bir kitap yazmış. Adı da "Hayal kırıklıkları kitabı".. Sonuç ne mi oldu? Can sıkıntısı, çöpe atılan notlar ve kocaman bir hayal kırıklığı..

Daha Fazla Sigara..

Anti depresanlar - Leonard Cohen; Rakı - Georges Perec; Sigara - Oğuz Atay; Yalnızlık ve Orhan Gencebay.. Karşımdaki saatin uğursuz tik takları başımı öyle ağrıtıyor ki. Kırsam kurtulur muyum? Zamanın dışına taşmak istiyorum. Akıl vermeyi bırakıp biraz huzur verseniz.. Aslında ihtiyaç duyduğum tek şey daha fazla sigara ve Leonard Cohen..

Ayağı Kırılan Atların Şiiri..

Ayağı kırılan atların vurulduğunu öğrendiğimden beri
Umudumu kestim insanlardan!.
Bu yaşımdan sonra karşıma çıkan
Sen
Ve ben
Olsa olsa bir çeşit spekülasyon yaratırız hepsi o kadar..

Ayağı kırılan atlar öldükten sonra nereye gider?
Var mıdır onlara da cennet vaad eden bir kitap?
Gülümseyerek uzattığın alçı,
iyileştirmez ki ruh kırığımı..

Ayağı kırılan atları vurmasınlar diye
Çocuk yaşta kırdım bütün oyuncaklarımı.
Önce annem kesti benden ümidini, sonra öğretmenim.
Vurulan atlarla birlikte gömdüm çocukluğumu at mezarlığına
Boşuna uğraşma, geri getiremezsin sevgilim..

25 Ocak 2011 Salı

Zikirli Şiir..

Bilmiyorum bu,
kıvrılan saçlarım gibi kırılan kalbimi
düzeltme çabası belki de..
Mübarek bir ayet okur gibi huşuyla sevdim seni.
Ve gözlerinin içine bakmak,
ruhuma epeyce sevap katan bir sünnetti.
Adını unutmuş bir pagandım seni tanımadan önce.
Adam oldum, adım oldu.. sen bana adım attıkça.
Şeyhinin önünde kayıtsızca diz çöken derviş gibi sevdim seni.
Diz kapağının eteklerinde doruklarına ulaştığım zikir,
kimselerin anlamayacağı ibadet teslimiyetiydi..


Gittiğin günden beri içimde hicret telaşı.
'Şeb-i arus' yakın diyor unuttuğun büstiyer.
Oldum, erdim, arındım, bıraktığın ben değilim.
Yakıp gittiğin ateş dudaklarıma vuruyor..
Sırtımda Resulullah'ın hırkası,
elimde Musa'nın asası
kulaklarımda sesin.
Gel diyor.
Geliyorum bu,
varlığımı varlığında yok edecek,
iltica çabası belki de..



Huzursuz Şiir..

Huzursuzum yine..
İçimin derinliklerinde
elimle ulaşamadığım bir yerler kaşınıyor.
Kötü yaşanmış bir hayatın tek güzel tarafı
çıkardığımız derslerdir ya hani.
Ben o derslerin hepsinden kaldım.
Şikayet edemeyecek kadar yorgunum.
Ki aslında şikayet edecek bir şey de kalmadı.
İddialı lafların arkasına saklanamayacak kadar büyüdüm
ve mağlubiyetin soylu ya da soysuz olamayacağını,
mağlubiyetin sadece mağlubiyet olduğunu öğrendim.
Mağlup oldum ve kabullendim.
Ne bir beklentim var artık,
ne hırsım,
ne de kimseye sitemim..
Ama işte soyut bir korku çörekleniyor zaman zaman ruhuma.
içimin derinliklerinde
elimle ulaşamadığım bir yerler kaşınıyor..

22 Ocak 2011 Cumartesi

Arkabahçe Rüyası..

Ama bu işte çok ciddi bir haksızlık vardı ve malesef senin hiç kabahatin yoktu. Seni orada öylece gördüğümde hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağını anladım. Tanrının varlığının kanıtı karşımda duruyordu işte. Otuz saniye içinde seninle evlenmek zorunda olduğumu fark ettim. Bir kaç dakika içinde de başka türlü yaşanamayacağından emin oldum. Hayır hayır, ilk görüşte aşk falan değildi bu. Bir kaç kere ilk görüşte aşık olduğum olmuştu geçmişte. Bu ilk görüşte mecburiyetti, ilk görüşte başka tüm görüş açılarının hükümsüzleşmesiydi, olası bütün başka ihtimalleri ortadan kaldıran ilahi bir karşılaştırmanın tezahürüydü senin karşıma çıkman. İsmini bile bilmiyordum henüz ama o an bu dünyanın en önemsiz ayrıntısıydı. Farketmezdi çünkü ismin her ne idiyse dünyanın en güzel ismiydi kesin. Başka bütün isimler, başka bütün kadınlar çirkindi artık. Karakterimi ve ruhumu öylece avuçlarına bırakmalıydım. Tek başına oturuyordun, herhangi bir şey yaptığın yoktu. Kitap da göremedim masanda. Belki de okumaktan pek hoşlanmıyordun. O an elimdeki kitaba nefret dolu bir bakış fırlattım, madem sen kitap okumayı sevmiyordun, tamam ben de bir daha elime kitap falan almazdım. Yeşil bir parka vardı üzerinde. Solcu muydun yoksa? Ben de olurdum, iki dakikada dünyanın en ateşli devrimcisi olurdum. Seninle eylemlere giderdik sen en önde yürürdün ben de hemen yanında. Tehlike sezersem miniminnacık canımın içi ellerinle tuttuğun pankartı usulca alıp sopasını çıkarır, senin canını yakma ihtimali olan polisaskerzabıtahalk v.s güruhuna kahramanca saldırırdım. Belki de ilgin yoktu böyle şeylerle. Benim de olmazdı. Artık olmazdı. Toplumsal duyarlılıkların canı cehenneme, eğer istersen senden başka hiçbir şeyi düşünmezdim. Alış veriş delisi tüketim çılgını hoppa bir oportinisttin belki. Ne güzel.. Ömrümü ve kredi kartlarımı seni mutlu etmek için ayaklarına sererdim. Sana çanta alırdım sen rengini beğenmez surat yapardın sonra gidip başka renginden alırdım yarı yolda ya bunu da beğenmezse sevdiceğim diyerek geri döner her renginden alırdım. Arkadaşlarımla görüşmemi istemeyebilirdin. Hakkın, ben de zaten onlarla görüşmek istemiyor olurdum, artık sıkılmış olurdum onlardan, bütün dünyayla bağımı kesmeye hazırdım.. Muhakkak evlenmemiz lazımdı. Aksi halde insan ırkını büyük bir tehlike bekliyor olurdu. Beş dakikadan fazla zaman geçmişti ve ben geleceğimizle ilgili pek çok ayrıntıyı planlamıştım. Tanışmak dışında hiçbir engel kalmamıştı önümüzde ama bu kadar şeyi hallettikten sonra elbet tanışırdık da. Tanışırdık sonra da gidip bir yerlerde evlenirdik. Akıllı bir kadın olduğun o kadar ortadaydı ki buna karşı çıkacağın benim zavallı aklımın ucuna bile gelmiyordu. Bir ara çantandan sigara çıkardın ve yaktın. Allahım, bir sigara nasıl böyle güzel tutulur. Hani zararlıydı sağlığa. O ellerin tuttuğu her şey ömre ömür katardı. Ellerinle kutsadığın bir nesne nasıl zarar verebilirdi herhangi bir şeye. Tek bir hareketinle bütün bir sigara sektörünü aklayıp masumlaştırdın sen orada. Sonra garsona seslendin ve çay istedin. Çocuğu oracıkta öldürebilirdim. Neden seni yormuştu? Sen istemeden getirseydi ya çayını? İnsanların kalanının ne kadar aptal olduğunun kanıtı değil miydi işte bu hareket. Ben mesela garson olsaydım, sen içmek istediğin şeyi içinden geçirir geçirmez masana bırakmış olurdum. Bunu nasıl yapardım açıklayamıyorum şimdi sana ama Allah bana kesin yardım ederdi. Sen de ederdin.. Parmağında yüzük yoktu. On dakikadır telefonla da konuşmamıştın. Hatta saate bakmak için bile telefonunu çıkarmadın. Belki cep telefonun bile yoktu. Cep telefonunun canı cehenneme. Hemen yerimden kalkıp telefonumu porsuğa fırlatmak istedim, ama senden o kadar uzaklaşamazdım. Çaresizce cebimin en uzak noktasına atıp kendisiyle ilgili parçalayıcı eylem planımı sonraya erteledim. Onbeş dakika olmuştu tam. Ve birden içime bir sızı çöktü. Ya sıkılıp kalkarsan!! Belki işin vardı, bir çay içip kalkmak üzere oturmuştun ve malesef çayın bitmek üzereydi. Allah o çay bardaklarının belasını versin. O kadar küçük olmak zorunda mıydılar? Neden şöyle iki litrelik ince belli çay bardağı üretmezdi ki embesil çay bardağı üreticileri. Sen şimdi çayını bitirip kalkıp gidersen, ben bütün çay bardağı fabrikalarını kundaklamaz mıydım? Yok yok, bu korkuyla yaşanmazdı. Artık harekete geçmeliydim. Yavaşça yerimden kalkıp sana doğru yürümeye başladım. Ne söyleyeceğim hakkında hiçbir fikrim yoktu ama emindim allah bana yardım ederdi. Masana yaklaştım, yaklaştım, yaklaştım.. merha.. dedim.. ba diyemedim. Ben ba demeden sen ötmeye başladın. Evet evet, ötüyordun. Gözlerimi açtım.. Saat yedi.. Telefonumun alarmı.. Hay sokayım böyle işe.. Rüyaymış.. Allahım!! Bari bana seslenmesine izin verseydin öyle öttürseydin sıçtığımının telefonunu. Adını öğrenseydim bari.. Artık varlığından emin olduğum hayatımın kadınını ismini bilmeden nasıl arayacağım sokaklarda ?? Telefonumu elime aldım.. Porsuk da çok uzak. Allah kahretsin dedim.. Kalktım...