Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

30 Ağustos 2011 Salı

Ağlamak Anlamaktır..

O kadar güçsüzüm ki sesim bile çıkmıyor
Saat üçtür belki dört uyusaydım ya keşke
Uyanmaktan korkmasam yüz yıl uyurum sanki
Ağaçlar, evler, kuşlar bile uykuda
Bir garip, bir tuhaf, bir huysuzum ki sorma.
Sana söyleyemediklerimi bak gaybına söylüyorum
İçinden konuşma!
Bu yeryüzü bu gökyüzü iyi güzel amenna
Her işte bir hayır var doğru bunları geçmeyelim
Ama bıktım artık şerden hayır damıtmaktan
Misal şimdi yan yana uyumak var
Uyumamakta hayır var da
Uyumakta ne mahsur var
Bir güzel olsak ya senle bu anlaşmamazlıklar niye
Secdelere küs alnımda bir kara bir kara
Kalksak gitsek ya şimdi
Belki Abant olur belki Porsuğun kenarı
Bayram namazından sonra
Ben anlatsam sen anlasan beraberce ağlasak
Ağlamak anlamaktır benimle ağlasana..

29 Ağustos 2011 Pazartesi

İçinden Çıkamadığım Sorular..

* Neden insanlar mandanın zavallı yavrusunu hain bir sineğe kaptırdıktan sonra arkasından ağlamasına delirmiş gibi göbek atarak tepki veriyorlar?

* Büyüklerimizin ellerinden küçüklerimizin de gözlerinden öpeceksek yaşıtlarımızın neresinden öpeceğiz?

* Dört yanlış bir doğruyu götürüyorsa neden binlerce doğru tek bir yanlışı ortadan kaldıramıyor?

* Kışın göl donduğunda Central Park’taki ördekler hangi cehenneme gidiyorlar?

* Avukatlar Av. Ali Lidar, Doktorlar Dr. Ali Lidar yazdıklarında çok havalı oluyor. Ama Öğr. Ali Lidar yazdığım zaman komik duruyor işte. Neden lan? Bu kadar mı boktan bir iş yapıyoruz biz?

* Işık hızıyla giden bir araba farlarını yakarsa ne olur?

* Yanlışlıkla aranan numaralar neden hiç meşgul çalmaz?

* Neden beni beğeneni ben beğenmem benim beğendiğim beni beğenmez yoksa ben zurna mıyım ha?


27 Ağustos 2011 Cumartesi

Sayıklamalar - 1

* Kim olduğunu şu an hatırlayamadığım bir yazar şuna benzer bir şey söylemişti. ‘İyi ki kırk yaşıma kadar Dostoyevski okumamışım. Yoksa asla kitap yazmaya cesaret edemezdim.’ Ben okudum maalesef. Lisede okudum Dostoyevski’yi. O yüzden de asla kitap yazamayacağımı çok iyi biliyorum..

* Hiçbirimiz, hayalimizdeki insanın hayalindeki insan değiliz sanırım. bu geç kalışların başka açıklaması olamaz çünkü..

* Beni terk ettiği için ondan, beni anlamadıkları için onlardan ve elimden hiçbir şey gelmediği için kendimden nefret etmeye başladım. Hatta bir ara bölündükçe çoğalan bu öfkenin içimdeki aşkı bile alt ettiğini düşündüğüm oldu. Ama tüm bunların zavallı birer savunma mekanizması semptomu olduğunu o kadar iyi biliyordu ki bir yanım, içten içe beni yiyip bitiren sızı tek bir gün bile azalmadı..

* Sonra biri çıkar ve seni mutlak bir isabetle anlayabileceğini, anlatabileceğini düşündürür. Ama olmaz hiç.. Hayat denen şeyin her yeni insanla yeniden sıfırdan başlaması ne büyük bir saçmalık aslında..!

* Olur olmaz zamanlarda 'sakin ol' diyen insanlardan nefret ediyorum. Bence insanların en kendileri gibi oldukları anlar öfkeli oldukları anlardır. Cinnet geçirip adam kesecek halimiz yok sonuçta. Biraz bağırıp, küfredip belki ekstradan bir iki tabak çanak kırıp rahatlıyoruz işte bir şekilde. Böyle ak sakallı dede gibi sağdan sağdan gelip 'sakin ol' diyen tiplere arkadaş falan demeden fütursuzca saldırmak istiyorum..

* Mutluluk ve mutsuzluk arasındaki fark 1.75 tl.. Valla bak. Ne kadar üzgün olursam olayım bir şekilde elime Kinder Sürpriz yumurta geçtiğinde güzelce soyup, çikolatasını ve parmaklarımı yalayıp, kutudan çıkan oyuncağın parçalarını birleştirip masamın üzerine koyarak gülümseyebiliyor ve vay arkadaş diyorum, hayat o kadar da boktan değil. Peki, gerçekten işe yarıyor mu? Evet. En azından yarım saat..

* Özlemek dünyanın en alçak duygusu. Düşünmemek bir yere kadar mümkün olabiliyor, oyalıyor insan kendini bir takım saçma sapan uğraşlarla. İnsan birini düşünmek istemiyorsa tam olarak beceremese bile epey uzun bir süre erteleyebiliyor bunu. Ama özlüyorsa onu, her an özlüyor, her saniye. Tepeden tırnağa özlüyor, bütün hücreleriyle..

* "Bazı sözler, yürekteki buz tabakalarını, ne kadar kalın olurlarsa olsunlar, birkaç saniyede kırarlar. Katılığın sarsılmaz kalelerini birdenbire çökertirler, duygusallığın önünde yükseltilmiş duvarları yıkarlar.." Şu an aklımdan geçen tek bir söz var. Gözünün içine bakarak ve ömrümde ilk kez yalvararak söylemek istediğim tek bir söz.. "Elimi bırakma.." "Önce elimi tut, ve sonra hiç bırakma.."

* Sevgililerim tarafından farklı bahanelerle terk edildim hep. Ama bana en çok koyan bahane 'artık beni heyecanlandıramıyorsun' oldu.. N'apcaktım lan, bungee jumping mi yapacaktım, Afrikaya safariye mi götürseydim seni, geceleri Spider Man'a dönüşen Peter Parker mıyım da maceradan maceraya koşayım ben .mına koyim. Kim olduğum ne olduğum belli baştan heyecanlanıp sonra heyecanlanmıyorsan git tedavi ol bana ne!

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Müphem Şiir..

Al işte düştün sen kendin düş kapımın yan dalı
Göğsüm daralsa da biraz yakamda bir ferahlık
Taliydin hem izafi as’lolmadan kayboldun
Vehimdi zaten mutluluk kaybın sayılmaz vahim
Temaşa bekleme boşa belki hayırdır gidişin

Yan yana gelmemiz bile bizatihi günahtı
Sen Havva’ydın ben elma Adem o ara müphem
Mutluluk sandığımız şey nevrotik bir bozukluk
Eskiler nevrotiğe ne derlerdi hiç bilmem.

Çoksa da telaşa mahal alınma sen üstüne
Hint keneviri stokum epeyce idare eder
İyi kızlar cennete kötü kızlar her yere
Kalbi kırık adamlar cehennemin dibine gider..

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Neden Ferdi Tayfur Dinliyorum..?

Çünkü o Ferdidir. Orhan Gencebay kral, Müslüm Gürses babadır ama Ferdi sadece Ferdidir.

Çünkü benim tanıdığım ilk gerçek tutunamayan Ferdi Tayfur’dur. Bütün filmlerinde ve şarkılarında istisnasız hep kaybetmiştir.

Çünkü çocukluğumun ciddi bir parçasıdır o benim. TRT hala anlayamadığım bir takım nedenlerden dolayı arabeskçileri uzun yıllar aforoz ettiği için babamla hafta sonları videocuya gidip onun filmlerini kiralarken hayatımın en güzel yolculuklarını yaptım ben.

Çünkü o acıyı estetize eden bir tür Thomas Bernhard’dır. Hiçbir entelektüel kaygı taşımadan basit insanların sıradan acılarını buğulu sesiyle yoğurup ruhlarımıza katık etmektedir otuz küsür yıldır.

Çünkü yıllardır memleket aydıncıklarının kendisini tu kaka ilan etmesine, dinleyenlerine kro, maganda gibi ipe sapa gelmez sözlerle saldırmasına bir kez bile tepki göstermemiş, kimseyle polemiğe girmeden işini bildiği gibi yapmıştır.

Çünkü popçu böcekler gibi hallüsinatif neşeler saçan, hoplayıp zıplayan ve bizi de bu akıl hastalığına davet eden lolipop müziğinden uzak durmuş, hayatımızda ne varsa, neyin acısını çekiyorsak onun müziğini yapmıştır.

Çünkü bütün filmlerinde kısa boyludur, çirkindir, seven ve aldatılandır. Ama aldatılmasına rağmen sevmeye devam edendir. Tamircidir, ameledir, şofördür. Biz neysek o da odur.

Çünkü her ne kadar isyan eder gibi görünse de isyanın altında soylu bir tevekkül vardır. O en güzel ‘Allahım Sen Bilirsin’ diyendir.

Çünkü Adanalıdır, Allahın adamıdır. Adam gibi adamdır..

14 Ağustos 2011 Pazar

Tesirsiz Parçalar 68..

Kendime benzeyen insanlardan oldum olası nefret ettim. İnsanların genelini sevmiyor olmakla birlikte aklıma geldiklerinde suratımı buruşturmama neden olanlar, bir şekilde kendime benzettiğim insanlardır. O yüzden nerede asık suratlı, her şeye muhalif görünen, küstah ve ukala biriyle karşılaşsam hemen gardımı alıp tırnaklarımı çıkarmaya başlarım. Kendime bile tahammül edemezken bir benzerimle yakınlık kurma fikri bile oldum olası ürpertir beni. Ama gel gör ki farklı olduğunu düşündüğüm için sığındığım insanların zaman içinde ufak ufak bana benzemeye başladıklarını görmek içimde onulmaz Promotheus yaraları çıkmasına neden oldu hep. Mesela hiçbir ortak noktamız olmadığından ve sürekli kavga ettiğimizden büyük bir keyif alarak aynı evde yaşadığım ev arkadaşımla birkaç yıl sonra daha az kavga etmeye başladık. Sonra hiç adeti olmamasına rağmen kitap okumaya yeltendi. Son zamanlarda eskiden tiksindiği, ev süpürmek, bulaşık yıkamak gibi işleri de neredeyse tebessümle yaptığını görünce ipler koptu bende ve evden ayrıldım. Sanıyorum eski sevgililerimle olan şey de aşağı yukarı aynı. Başta bizi birbirimize çeken zıtlıklar zamanla törpüleniyor. İki taraftan birinin kişiliği baskın olmaya başlıyor ve diğerini kendine doğru çekiyor. Ve yavaş yavaş zayıf olan kuvvetli olanın huylarını edinip ona benziyor farkında olmadan. Fark edildiği anda da bulantı başlamış oluyor. Sonrası da malum zaten..

9 Ağustos 2011 Salı

Protest Şiir..

Kandırdılar bizi resmen, ağzımıza sıçtılar.
Sesimizi çıkarmadık.
Uslu çocuk ol dediler, uslu olduk bizde.
Ee hani, şirinler nerde?
Kalemden mendilden geçtim zippomdan kan damlıyor.
Muhabbet kuşumuz öldü babam yenisini almıyor.
Protesto mahiyetinde geç gideceğim artık eve
Yalnız küçük bir sorun var
Babam protesto ne demek bilmiyor.
Yürümeye başladığımdan beri tepemde annemin terliği
Demoklesin kılıcı gibi sallandıkça sallanıyor.
Allahım söyleyemediklerimi en iyi sen bilirsin
Sen bari anla beni başka kimse anlamıyor..