Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Müphem Şiir..

Al işte düştün sen kendin düş kapımın yan dalı
Göğsüm daralsa da biraz yakamda bir ferahlık
Taliydin hem izafi as’lolmadan kayboldun
Vehimdi zaten mutluluk kaybın sayılmaz vahim
Temaşa bekleme boşa belki hayırdır gidişin

Yan yana gelmemiz bile bizatihi günahtı
Sen Havva’ydın ben elma Adem o ara müphem
Mutluluk sandığımız şey nevrotik bir bozukluk
Eskiler nevrotiğe ne derlerdi hiç bilmem.

Çoksa da telaşa mahal alınma sen üstüne
Hint keneviri stokum epeyce idare eder
İyi kızlar cennete kötü kızlar her yere
Kalbi kırık adamlar cehennemin dibine gider..

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Neden Ferdi Tayfur Dinliyorum..?

Çünkü o Ferdidir. Orhan Gencebay kral, Müslüm Gürses babadır ama Ferdi sadece Ferdidir.

Çünkü benim tanıdığım ilk gerçek tutunamayan Ferdi Tayfur’dur. Bütün filmlerinde ve şarkılarında istisnasız hep kaybetmiştir.

Çünkü çocukluğumun ciddi bir parçasıdır o benim. TRT hala anlayamadığım bir takım nedenlerden dolayı arabeskçileri uzun yıllar aforoz ettiği için babamla hafta sonları videocuya gidip onun filmlerini kiralarken hayatımın en güzel yolculuklarını yaptım ben.

Çünkü o acıyı estetize eden bir tür Thomas Bernhard’dır. Hiçbir entelektüel kaygı taşımadan basit insanların sıradan acılarını buğulu sesiyle yoğurup ruhlarımıza katık etmektedir otuz küsür yıldır.

Çünkü yıllardır memleket aydıncıklarının kendisini tu kaka ilan etmesine, dinleyenlerine kro, maganda gibi ipe sapa gelmez sözlerle saldırmasına bir kez bile tepki göstermemiş, kimseyle polemiğe girmeden işini bildiği gibi yapmıştır.

Çünkü popçu böcekler gibi hallüsinatif neşeler saçan, hoplayıp zıplayan ve bizi de bu akıl hastalığına davet eden lolipop müziğinden uzak durmuş, hayatımızda ne varsa, neyin acısını çekiyorsak onun müziğini yapmıştır.

Çünkü bütün filmlerinde kısa boyludur, çirkindir, seven ve aldatılandır. Ama aldatılmasına rağmen sevmeye devam edendir. Tamircidir, ameledir, şofördür. Biz neysek o da odur.

Çünkü her ne kadar isyan eder gibi görünse de isyanın altında soylu bir tevekkül vardır. O en güzel ‘Allahım Sen Bilirsin’ diyendir.

Çünkü Adanalıdır, Allahın adamıdır. Adam gibi adamdır..

14 Ağustos 2011 Pazar

Tesirsiz Parçalar 68..

Kendime benzeyen insanlardan oldum olası nefret ettim. İnsanların genelini sevmiyor olmakla birlikte aklıma geldiklerinde suratımı buruşturmama neden olanlar, bir şekilde kendime benzettiğim insanlardır. O yüzden nerede asık suratlı, her şeye muhalif görünen, küstah ve ukala biriyle karşılaşsam hemen gardımı alıp tırnaklarımı çıkarmaya başlarım. Kendime bile tahammül edemezken bir benzerimle yakınlık kurma fikri bile oldum olası ürpertir beni. Ama gel gör ki farklı olduğunu düşündüğüm için sığındığım insanların zaman içinde ufak ufak bana benzemeye başladıklarını görmek içimde onulmaz Promotheus yaraları çıkmasına neden oldu hep. Mesela hiçbir ortak noktamız olmadığından ve sürekli kavga ettiğimizden büyük bir keyif alarak aynı evde yaşadığım ev arkadaşımla birkaç yıl sonra daha az kavga etmeye başladık. Sonra hiç adeti olmamasına rağmen kitap okumaya yeltendi. Son zamanlarda eskiden tiksindiği, ev süpürmek, bulaşık yıkamak gibi işleri de neredeyse tebessümle yaptığını görünce ipler koptu bende ve evden ayrıldım. Sanıyorum eski sevgililerimle olan şey de aşağı yukarı aynı. Başta bizi birbirimize çeken zıtlıklar zamanla törpüleniyor. İki taraftan birinin kişiliği baskın olmaya başlıyor ve diğerini kendine doğru çekiyor. Ve yavaş yavaş zayıf olan kuvvetli olanın huylarını edinip ona benziyor farkında olmadan. Fark edildiği anda da bulantı başlamış oluyor. Sonrası da malum zaten..

9 Ağustos 2011 Salı

Protest Şiir..

Kandırdılar bizi resmen, ağzımıza sıçtılar.
Sesimizi çıkarmadık.
Uslu çocuk ol dediler, uslu olduk bizde.
Ee hani, şirinler nerde?
Kalemden mendilden geçtim zippomdan kan damlıyor.
Muhabbet kuşumuz öldü babam yenisini almıyor.
Protesto mahiyetinde geç gideceğim artık eve
Yalnız küçük bir sorun var
Babam protesto ne demek bilmiyor.
Yürümeye başladığımdan beri tepemde annemin terliği
Demoklesin kılıcı gibi sallandıkça sallanıyor.
Allahım söyleyemediklerimi en iyi sen bilirsin
Sen bari anla beni başka kimse anlamıyor..

6 Ağustos 2011 Cumartesi

İnsan Sevgisi !!..

- Ama ben insan sevmiyorum !
- Beni sevdiğini söylüyordun eskiden.
- İnsan olarak sevmiyordum ki ben seni. Öyle olsa yaptığın iyilikler arttıkça sana olan sevgimin de artması gerekirdi. Ama öyle olmadı. Ki öyle olağanüstü bir iyiliğine de şahit olmadım. Ne yaptın ki? Okul mu yaptırdın, fakirler için kermes mi düzenledin, şahit olduğum maksimum iyiliğin mendilci çocuklardan mendil almak olmuştur. Eminim onu da daha fazla sırnaşmasınlar diye yapmışsındır.
- Yani?
- Yanisi şu. Bir insan başka bir insanı bütün boyutlarıyla asla tanıyamaz. Karşımızdaki insana verdiğimiz değer mukabilinde istediğimiz taraflarımızı gösterir istemediklerimizi de saklarız. Evrensel bir sahtekarlık bu ama yapacak bir şey yok.
- Yine abartıyorsun. Ve ben de hala sana şaşırmaya devam ediyorum
- Abarttığım falan yok. Şöyle düşün dediğim gibi olmasaydı eğer bütün insanlar ilk sevgilileriyle evlenirlerdi. Bizi düşün mesela. Başlarda nasıl heyecanlıydın bir araya geldiğimiz zamanlarda hatırlasana. Ne oldu sonra peki? Bir sürü saçma sapan tarafımı keşfettin gün geçtikçe ve sonunda bu noktaya geldik. Peki o saçma sapan taraflarım zamanla mı ortaya çıktı? Hayır tabi ki. Onlar hep vardı. Ben o saçma sapanlıklar demektim hatta.Bilerek sakladım onları senden. Herkesin herkese yaptığı gibi.
- Beni bıraktın bütün insanlığı suçlamaya başladın şimdi de.
- Kimseyi suçladığım falan yok. Durum tespiti yapıyorum sadece.
- Her şeyi sorgulayacağına kendini de beni de insanları da rahat bıraksaydın bu noktaya gelmezdik.
- Benim bir şikayetim yok. Daha doğrusu kalmadı.
- Ee neden bunları konuşuyoruz o zaman?
- Ben insan sevmiyorum dedim sen neden diye sordun ben de anlatmaya başladım.
- Ama anlattıkların cevap sayılmaz. Bir an için söylediklerini doğru kabul edelim. Eğer sen de dahil olmak üzere bütün insanlar bu sahtekarlık oyununu oynuyorlarsa bu işin normali bu demek değil midir?
- Ben normal değil demedim ki zaten.
- Ne dedin peki?
- Bininci kez mi söyleyeyim?
- Tamam tamam anladık sen insan sevmezsin.
- Bininci tekrarda anlıyorsun, fena sayılmaz
- Off..
- Güle güle..

4 Ağustos 2011 Perşembe

Tesirsiz Parçalar 67..

67.
Oyuncaklar alıyorum sürekli kendime. Arabalarım, helikopterim, trenim, süper kahramanlarım, boncuğum, ejderhalarım ve başka onlarca oyuncağım var. Neden? Oyuncakları çok sevdiğim için mi? Evet oyuncakları çok seviyorum ama tek neden bu değil galiba. İki yaşından itibaren abi olduğum ve sekiz yaşına geldiğimde yanımda üç tane küçük kardeş gördüğüm için çocukluğumda kendime ait oyuncağım olmadı hiç. Oyuncak deyip geçmeyin, bir çocuğun ilk oyun arkadaşı hatta ilk sırdaşı oyuncaklarıdır. Oyuncaklarla beraber büyür çocuklar. Benimse oyuncaklarım diğer kardeşlerim oldu hep. Zaman zaman heves edip yalvar yakar babama aldırdığım oyuncaklarla ancak eve gidene kadar sevişebildim. Çünkü biliyordum ki daha eve girer girmez biri görüp ağlayacaktı ve ben de oyuncağımı ona vermek zorunda kalacaktım. Bazen düşünüyorum, neden hepimize ayrı ayrı oyuncaklar almıyordu acaba babam? Muhtemelen oyuncak o zamanlar pahalı bir şeydi ve yine muhtemelen bizim o kadar paramız yoktu. Neyse işte, şimdi oyuncak alabilecek kadar para kazanıyorum şükür ve oyuncaklarımla eve geldiğimde ağlayarak onları elimden almaya çalışan kimselerin olmayacağını da biliyorum. Bir kaç kez kuş ve balık alıp onlarla oyalanmaya çalıştım ama bazı zamanlar kendim dahil nefes alan hiçbir şeye tahammül edemediğimi farkedince canlı hayvan sevdasından çabuk vazgeçtim. Ve çocukluk aşkım olan oyuncaklarda karar kıldım. O yüzden de kafama estikçe çıkıp oyuncaklar alıyorum kendime. Ve oynuyorum da onlarla. Otuz yıl geriden oynuyorum farkındayım ama hayat da böyle bir şey değil mi zaten? Geç kalmaların arasında nefes almaya çalışıyoruz işte hepimiz, kimimiz başka insanlara tutunup ayakta kalmaya çalışıyor kimimiz de yaşayamadığı çocukluğuna sığınıp oynayamadığı bütün oyunları bir nefeste oynamak için çabalıyor..

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Tesirsiz Parçalar 65-66..

65.
John Kennedy Toole. Alıklar Birliği’nin efsanevi yazarı. Uzun bir aradan sonra tekrar okumaya başladım ve yüzümdeki aptal sırıtışı kitabın kapağı kapanana kadar muhafaza ettim. ‘1969 yılında, otuz iki yaşındayken intihar eden John Kennedy Toole'un bu romanı, ölümünden sonra annesinin ısrarlı çabalarıyla 1980 yılında yayınlandı ve 1981 yılında, Amerika'nın en büyük edebiyat ödülü olan "Pulitzer Ödülü" -ilk kez ölü bir yazarın yapıtına- "Alıklar Birliği"ne verildi. John Kennedy Toole, bu romanında yaşadığı çağdan hoşnut olmayan, çağa ayak direyen bir kahraman yaratmış. Romanın kahramanı "İgnatius", koca göbeği, gürültülü geğirtileri, yellenmeleri ve oburluğuyla bir "Gargantua"; herkese: Freud'a, eşcinsellere, eşcinsel olmayanlara, Protestanlara ve çağın her türlü aşırılığına karşı açtığı tek kişilik savaşla tam bir "Don Kişot". Tam anlamıyla komik bir kişi, ama komik olduğu kadar da zeki; kendisini komik bulanları daha komik bir duruma düşürecek kadar zeki. 60'larda yazılmış bu romanın kahramanı 80'leri, 90'ları görecek kadar ileri görüşlü.’ İgnatius gibi bir abim olmadığı için o kadar hayıflanıyorum ki. Birilerinin hemen ilgisini çekeceğini bildiğim için söyleyelim, Alıklar Birliği, otuz iki yaşında kendi beynini uçurarak kısa yoldan dünyadan gitmeyi seçmiş yazarın tek kitabı. Haliyle yaşarken kitabının basıldığını göremediğinden 1981 yılında romanına Pulitzer verileceğini tahmin etmemiş olduğu da aşikâr. Edebilseydi beynini uçurmamayı tercih eder miydi, bilmiyorum.

Elime aldığım bir diğer kitabın ismi ise İğrenç Adamlarla Kısa Görüşmeler. Yazarı David Foster Wallace. 2008 yılında ömrü boyunca hep mücadele ettiği depresyonla daha fazla uğraşamayacağını düşünüp kendi isteğiyle var oluşunu sonlandıran bir güzel insan.. Kaliforniya’daki evinde kendini astıktan sonra Wallace kendi ifadesiyle ‘ne kadar yıkanırsa yıkansın kurtulamadığı hayatın kirinden’ kurtulmuş mudur bilmem. Ama şundan eminim ki yazdıkları günün birinde modern insan denilen zavallıların bütün foyasını ortaya çıkaracak kadar güçlü..

66.
Artık daha sakinim. Ne istediğimi bilmediğim için oradan oraya kendini atıp duran zavallı ruhum duruldu artık. Hiçbir şey istemiyorum. Ve bunu züppe bir Nihilist tavrıyla söylemiyorum. Kelimenin tam anlamıyla hiçbir şey istemiyorum. Hiç kimsem olmasın, kimselerin kimsesi olmayayım, varlığım emsalsiz yokluğumun müjdecisi olsun. Berrak bir su buharı gibi kimselere değmeden ‘yavaş yavaş geçtim kalabalıkların arasından’ demek istiyorum hepsi bu..