Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

25 Eylül 2012 Salı

Tesirsiz Parçalar 156..

156.

Dostoyevski epilepsi hastası, homofbik ve iflah olmaz bir kumarbazdı. Oğuz Atay sevdiği kadına yakın olabilmek uğruna karısından boşanıp sevdiği kadının kocasıyla arkadaş oldu evlerine daha sık gidebilmek için. Salinger yaklaşık kırk yıl evinden dışarı adım atmadı, tek bir kare bile fotoğrafı çekilemedi. Yusuf Atılgan Türk Edebiyatının kilometre taşları sayılabilecek iki büyük eseri yazdıktan sonra (Anayurt Oteli ve Aylak Adam) insanlara küstü, bir köye yerleşip otuz yıla yakın neredeyse tek bir satır bile yazmadan çiftçilik yaptı. Althusser elli yıldır birlikte olduğu ve taparcasına sevdiği karısı Helen'i bir sabah yanıbaşında uyurken elleriyle boğdu, bu boktan hayata daha fazla katlanmasına seyirci kalmaması için. Stephan Zweig'de tıpkı Althusser gibi yaptı, tek farkla, o tabanca kullandı karısı ve kendisi için. İnsan ırkına duyduğu güvensizlik Walter Benjamin'i Fransa sınırında kendi kafasına sıkmaya zorladı. Hemingway yalancının tekiydi, Jean Genet gasptan tecavüze kadar bulaşmadık suç bırakmadı ve ömrünün yarısını hapiste geçirdi. Kierkegaard çok sevdiği nişanlısı Regine Olsen'i terk etti, çok sevdiği için. Ömrü boyunca hep acı çekti bu yüzden ama soranlara da yaptığının doğru olduğunu söyleyip durdu. O kadar çok seviyordu ki Regine'i ve o kadar nefret ediyordu ki kendisinden, evlenip onun kendisine 'maruz kalmasına' izin veremezdi!..
En sevdiğim yazarlardan bir kaçının kısa yaşam öykülerini anlatmaya çalıştım. Bir yerlerde bir terslik var ama nerede bilemiyorum..

21 Eylül 2012 Cuma

Tesirsiz Parçalar 155..

155.
Yedi sekiz yıl kadar önceydi. Belki biraz daha eski, ikibinlerin başı gibi belki, emin değilim. Dışarı çıkmak istemediğim, tamamını evde geçirdiğim nadir günlerin birinde odamın kasvetinden bunalıp kapının önüne çıkmıştım sigara içmek için. Annem taburede oturmuş el işiyle uğraşıyordu. Yanına çöküp sigaramı yaktım. Ortalarına kadar neredeyse hiç konuşmadık. Uzun Samsun içiyordum o zamanlar, ismi gibi içimi de hayli uzun sürüyordu. Bir ara kafamı kaldırdım, çaprazımızdaki sokak çöplüğünde temiz yüzlü ve temiz kıyafetli bir teyzeyi çöp karıştırırken gördüm. Daha önce görmemiştim buralarda. Anneme gösterdim ve sordum kim bu teyze diye. 'haa' dedi 'o mu? ...... Teyze' (hatırlayamadım şimdi ismini). Arka sokağımızda, iki odalı kerpiç bir evde oturuyormuş torunlarıyla. Oğlu gelinini vurmuş iki yıl önce. Kadın mezara, adam hapse yollanmış. En büyüğü sekiz yaşında olan üç torunuyla bir başına kalakalmış teyze. Hiçbir geliri olmadığından ve muhtarlık kanalıyla gelen yardım da bir halta yaramadığından çocukların karnını doyurup evin ihtiyaçlarını karşılamak için sokaklarda kağıt ve teneke kutu toplayıp satmaya çalışıyormuş. Kola ya da bira içip attığımız teneke kutuların toplanıp satılabildiğini ilk o gün öğrendim. Merak ettim ne kadar kazandığını. Bir rakam söyledi annem. Aşağı yukarı o zamanlar içtiğim sigara parası kadar bir şey. Şimdiki beş Tl. civarında bir para. Kafamda otuzla çarptım, içim buruldu. Bu kadarcık parayla nasıl geçinilir? Bırakın başka her şeyi nasıl karın doyurulur? Üzüldüm epey. Sonra sigara bitti, eve girdim..
Sonra.. Sonra hiçbir şey olmadı. Teyze ve torunları için hiçbir şey yapmadım, yapanı da duymadım. Süratle (muhtemelen aynı gün içinde) unuttum zavallı hikayelerini. Bir kaç hafta sonra Kısa Parlıament içmeye başladım olaydan tamamen bağımsız olarak..
Bu kadar.. Bütün hikaye bu kadar. Özeti de şu : Allah aşkına bırakın büyük insanlık idealleri vs. zımbırtılarını. Herkes herkesin bir sigara içimi kadar umurunda. Bir sigara içimi üzülüp, bir sigara içimi dertleniyor sonra sigaramızı söndürüp, boktan heveslerimizin peşine takılıp yanıbaşımızdaki insanların trajedilerini süratle unutuyoruz hepsi bu..

16 Eylül 2012 Pazar

Tesirsiz Parçalar 153-154..

153.
Fernando Pessoa, Huzursuzluğun Kitabı adlı -anıt eser- inde insan ırkına ve onun yarattığı medeniyete meydan okur. Ona göre bütün duygular zamanla değişir, dönüşür ve ölür. Kalıcı olan tek ruh hali huzursuzluktur. Var olmaktan kaynaklanan nihai huzursuzluğun deyim yerindeyse tunçtan heykelini diker büyük usta. Hayatta kalabilmek için para kazanmak zorunda olan ve bunun için her sabah alarmla uyana
n bizlere yaklaşık yüz yıl önceden şunları söyler Pessoa; Hayatta kalabilmek için nefret ettiğiniz işler yapacaksınız ve çalıştığınız her gün içinizdeki nefret biraz daha artacak. Git gide sadece yaptığınız işten değil kendinizden de nefret edeceksiniz. Ama bir taraftan da nefret ettiğiniz kendinizin varlığını sürdürebilmek için daha da hayvanca çalışmak zorunda kalacaksınız. Ve pek çoğunuz bu boktan varoluşunuzu sonlandıracak cesarete sahip olamayacağınız için, bu lanet paradoksun dişlileri arasında öğütüleceksiniz. Yaşam denilen hikayenin özeti bu işte. Ne demişti Schophenhauer her yeni doğan insan taslağı için? Dünyaya hoş geldiniz orospu çocukları..

154.
Küçük Prens'in uğradığı gezegenlerin birinde karşılaştığı ayyaştan hiçbir farkımız yok. Canımız sıkılıyor, çıkıp bir şeyler içmek istiyoruz sıkıntıyı dağıtmak için, sonra bir bakıyoruz canımız daha çok sıkılmış. Sıkıntıdan kurtulmak için içiyoruz ve içtikçe daha çok sıkılıyoruz. Biz de unutmak istiyoruz. Unutmak için içiyoruz. Neyi unutmak için? Neden içtiğimizi. Neden içiyoruz? Unutmak için..

8 Eylül 2012 Cumartesi

Tesirsiz Parçalar 152..

152.
hikayeymiş esasında buz dağının görünen yüzü
asıl dert günbegün içimizi kemirmekteymiş
ikimiz tokuşturken karşılıklı iyi niyetlerimizi
öfkemizi nasıl yapalım? biriktirdikçe kabaran
güzel günler güzel şeyler lakırdıları etsek bile
samimiyetsiz her güzel söz intikam vesilesidir
içimize attıklarımızın dipten gelen kükremesidir
-intihar ve intihal arasındaki ses uyumuna dikkat!-
intihar test edilmiş bir intihal girişimidir
her türden sevmenin ve sevişmenin ve özlemenin
sonrasına nasıl soktuk bunca kötülüğü, hayret
hayret ki ellerimi iftiharla tutan ellerin
inatla pantalonunun ceplerine hapsedilmişken
rahat bıraksan bile, kesik tırnaklarına rağmen
tanımak içimden gelmez, tanımazlıktan gelirim
sokak lambaları ve kadınları affetsin
ve affetsin üzerinde uzandığımız yeşil alanlar
biz şimdi seninle iki yabancı bile değilken
susmanın konuşmaktan kıymetli olduğu şu an
titreyen dudaklarımızı susuzluğa
ve yaşaran gözlerimizi sigara dumanına ihale edip
elveda bile demeden dönüp sırtımızı gitmeliyiz..

3 Eylül 2012 Pazartesi

Bürokratik Şiir..

Kartal Nüfus Müdürlüğü'nün önünde bekle beni
martılar uğramaz buraya korkma en fazla
bir kaç boyacı çocuk inceden taciz eder
ben hepsini hallederim sen hiç endişe etme
al bohçanı, kimliğini, sal saçlarını biteviye
Kartal Nüfus Müdürlüğü'nün önünde bekle beni..

Kartal Nüfus Müdürlüğü'nün önünde bekle beni
korkma oy verdiğimiz partiden değil belediye başkanı
kız kulesi, galata külahı uzak buraya amenna
ama artık metro var kadıköy yarım saat kadar
sen bir gel gerisi kolay tam dolu akbilim var
Kartal Nüfus Müdürlüğü'nün önünde bekle beni..

Kartal Nüfus Müdürlüğü'nün önünde bekle beni
terli gelirim biraz korkma! sönmez bizim oralarda
al sancaklarda titrer gibi görünse de silüetim
ya severim ya terk eder ortası yok merak etme
beklemezsen kırılır tüm inancım ve cesaretim
Kartal Nüfus Müdürlüğü'nün önünde bekle beni..

Kartal Nüfus Müdürlüğü'nün önünde bekle beni
beklemek buralarda seni seviyorum demenin
jestsiz ve mimiksiz ifade edilmesidir
ben seni seviyorum burjuva semtlerine inat
Kartal Nüfus Müdürlüğü'nün önünde bekle beni..